“Fabrika Kızı”'na şarkılar söyledi, “Eylülde Gel” diye seslendi sevdiklerine... Bir ömür insanların ayrılıklarına tercüman oldu. Sonra bir Ekim ayında ayrıldı aramızdan...
1935'de Ankara'da başladı hayatı. Demiryollarında çalışan bir baba, çalışkan bir anne, okul sıraları... Ama küçük Alpay'ın içinde başka bir ritim atıyordu.
Futbol sahalarında top koşturdu.
Ankara Demirspor'da, ardından Gençlerbirliği formasıyla profesyonel futbol oynadı. Genç Milli Takım'a kadar yükseldi.Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ancak kalbi çoktan müziği seçmişti. Hukuk diplomasını cebine koydu, rotasını sahnelere çevirdi.
1960'larda kurduğu grubuyla sahneye çıktı. Müzikte yeni anlayışlar/ renkler ortaya çıkıyordu . Alpay'ın şarkıları da bu renklerden biri oldu.
Ve ardından peş peşe gelen o unutulmaz şarkılar... "Fabrika Kızı", bir fabrikanın kapısından çıkıp bütün memleketin hikâyesine dönüştü. "Eylülde Gel", takvim yapraklarına sinen en hüzünlü davetlerden biri oldu. "Ayrılık Rüzgârı", esince yalnız ağaçları değil, insanların içindeki eski odaları da salladı. "Hayalimdeki Resim" ise yıllar geçse de hafızamızın duvarından hiç inmedi.
Sadece şarkı söyleyen biri olmadı. Şiire büyük saygı duydu. Attilâ İlhan'ın dizelerine dokunurken tek bir kelimenin bile yerinden oynatılmaması gerektiğini savundu. Dilin yanlış kullanılmasına itiraz etti. Popüler olmayı değil, doğru olmayı tercih etti. Bazen bunun bedeli sessizlikti.
Bir yandan çizgi romanlar çizdi. Kitaplar yazdı. Tuvalin başına geçtiğinde ağaçları kırmızıya, yüzleri yeşile boyadı. Dünyaya biraz çocuk gözüyle, biraz filozof sabrıyla, biraz da inatçı bir ressamın renkleriyle baktı.
Hayvan sevgisi ise onun en sessiz şarkılarından biri. Sokak kedilerini, köpeklerini besledi. Dünyanın yalnızca insanlara ait olmadığını söyledi. Bir lokma ekmeği paylaşmanın, bazen koca bir albümden daha büyük anlam taşıdığına inandı.
(...)
Ardında, her eylülde yeniden kanayan hatıraları ve milyonlarca insanın kalbine yerleşmiş, hiç susmayacak şarkılar bıraktı...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder