fikir-A'lar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fikir-A'lar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2012 Pazar

pas geçilmeyecek FİKİR-a-LAR... SEN AĞLAMA
Öğrenci, ağlayarak eve geldi.
-N'oldu evladım, neden ağlıyorsun? diye merakla sordu annesi.

27 Kasım 2010 Cumartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...

  daha önce neredeydin? 
.... İşi gereği başka bir kente gitmeye hazırlanan adam, uçağa binmek üzereyken kulağında bir ses:
“-Sakın binme, bu uçak düşecek.!.”
Dönüp bakmış, kimse yok; ama yine de içine bir kurt düşmüş ve bu nedenle uçağa binmemiş. Çaresiz, ikinci uçağı beklemeye koyulmuş. Tam da o sırada, önceki uçağın düştüğüne ilişkin kara haber ulaşmış:
Yolcuların tümü yaşamını yitirmiştir.
*
Korku içinde tren garına koşmuş adam.
Biletini alıp tam trene binecekken, aynı ses yine kulağında:
“-Bu trene sakın binme, çünkü raydan çıkacak!”
Dönüp, sağına soluna bakmış, lâkin yine kimse yok.!.
Bunda da bir keramet vardır deyip, trene binmemiş.
Gelmiş eve...
*
Sabahleyin gazeteye göz atıp da, ilk sayfadaki;
”-Tren raydan çıktı; şu kadar ölü, şu kadar yaralı...” biçimindeki haberle ürpermiş adam.
*
İşi gereği başka bir kente gitmeye mecburdur... koşup, otobüs için bilet almış... Tam binerken yine o bildik ses:
“-Bu otobüse binmeyesin ha.!. Freni patlayacak, unutma.!.
Dönmüş bakmış sağına soluna, fakat yine görünürde kimse yok.!.
Dayanamamış, bağırmış adam:
”-Sen kimsin yahu.?."
“-Ben senin iyilik meleğinim.!.”
Adam, iyice kabaran öfkesiyle kızmış:
“-Ülen be hey gafil, evlenirken neredeydin.!?.”

29 Ekim 2010 Cuma

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...

  yorumLUyorum 
.... Gazetedeki iş ilanını okuyup, başvuruda bulunan Matematikçi Mehmet, Ekonomist Ahmet ve Muhasebeci Himmet mülakata alınırlar.
İlk görüşme Matematikçi Mehmet’le gerçekleştirilir.
Soru şöyledir:
“-İki kere iki kaç eder.?.”
Matematikçi, hiç düşünmeden; “-Dört.!.” diye yanıt verir.
Görüşmeci bir kez daha sorar:
“- Kesin dört mü?”
Matematikçi Mehmet, kendinden emin bir eda ile yanıtını yineler:
“-Ona ne şüphe beyfendi.!. Evet, kesin olarak dört...”
Görüşme tamamlanır ve Matematikçi Mehmet çıkar... Sonrasında Ekonomist Ahmet odaya alınır. Bu kez aynı soru ona da yöneltilir.
Ekonomist Ahmet de kendinden emindir:
“- Efendim” der, “İki kere iki ORTALAMA dört eder, ancak yüzde 10 aşağı ya da yukarı oynayabilir. Yani sonuç olarak; İki kere iki, ORTALAMA dört eder.”
*
Mülakat sırası Muhasebeci Himmet’tedir. Odaya alınır ve aynı soru ona da sorulur.
Muhasebeci Himmet, sınav komisyonunun şaşkın bakışları altında ayağa kalkar; kapıyı kilitler. Ardından panjurları indirir ve görüşmeciye yaklaşır. Fısıltıyla sorar:
“- Sizin düşünceniz benim için önemlidir efendim... İki kere iki kaç etsin istersiniz.?.”

30 Eylül 2010 Perşembe

MAHKEME KORİDORUPhotobucket


SORU: Doğum tarihiniz nedir?
YANIT: 15 Temmuz
SORU: Hangi yıl?
YANIT: Her yıl...
***
SORU: Hastalığınız hafızanızı etkiliyor mu?
YANIT:: Evet .!
SORU: Peki ne şekilde etkiliyor?
YANIT: Olayları unutuyorum.
SORU: Bize unuttuğunuz bir şeyi örnek olarak verebilir misiniz?
Photobucket
SORU: Sizinle yaşayan oğlunuz kaç yaşında?
YANIT: Ya 38 ya da 35. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum.
SORU: Ne kadardır sizinle yaşıyor?
CEVAP: 45 yıldır…
***
SORU: Kocanız uyandığı zaman, size söylediği ilk şey neydi?
YANIT: Bana, ‘Neredeyim ben, Canan?’ dedi.
SORU: Peki bu niçin canınızı sıktı?
YANIT: Çünkü benim adım Asuman…

***
SORU: Korna çaldınız mı?
YANIT: Kazadan sonra mı?
SORU: Kazadan önce.
YANIT: Tabii; 10 yıl boyunca…
***
SORU: Kadının üç çocuğu vardı değil mi?
YANIT: Evet.!
SORU: Kaçı erkekti?
YANIT: Hiçbiri.
SORU: Hiç kız çocuğu var mıydı?
***
SORU: Saldırganı tarif eder misiniz?
YANIT: Orta boyluydu, sakalı vardı.
SORU: Kadın mıydı, erkek miydi?
***
SORU: Merdivenlerin bodrum katına indiğini söylediniz. .
YANIT: Evet.!
SORU: Aynı merdivenler yukarı çıkıyor muydu.?
PhotobucketSORU: İlk evliliğiniz nasıl sona erdi?
YANIT: Ölümle.

SORU: Ölen kimdi?
***
SORU: Vücudu incelediğiniz zamanı hatırlıyor musunuz?
YANIT: Otopsi 18.30 da başladı.
SORU: Adam ölüydü değil mi?
YANIT: Hayır.! Durduk yerde neden kendi üzerinde otopsi yaptığımı merak ediyordu.
*
ileti_mehmet songur_28.o9.2010/11.25 

13 Eylül 2010 Pazartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...

  KUYUDAN SU ÇEKEN EŞEK


.... Doğa özlemi çeken kentli bey, ilk kez geldiği köyü tanımaya ve ilgiyle izlemeye koyulmuş. Kırlarda, çayırlarda uzun uzun gezinmiş. Derken, pek garip karşıladığı bir manzarayla karşılaşmış:
Köy meydanındaki su kuyusuna yatay biçimde bağlanan dolaba, bir eşeğin bağlandığını görür. Eşek kuyunun çevresinde döndükçe dolap da dönmekte ve dolayısıyla kuyudan su çıkarılmaktadır.
İşin ilginç yanı, eşeğin boynunda kocaman bir çan bulunmaktadır.
Gördüklerine şaşıran bey, yakındaki bir tepeyi aşınca, ekin eken bir çiftçiye rastlar. Merakını gidermek için;
“- Tepenin arkasındaki eşek senin mi?” diye sorar.
“- Evet beyim, benimdir.” der çiftçi.
“-Kuyudan su çekmek için güzel bir düzenek kurmuşsun, lakin eşeğin boynuna o koca çanı niye taktın.?.”
“-A Beyim, benim tarlada çalışmam gerekiyor. Eşeğin kuyu başında dönmeye devam ettiğini, işte o çanın sesinden anlıyorum. Eğer çan sesi kesilirse, anlıyorum ki eşek dolabı çevirmeyi durdurmuş. O zaman gidip eşeği dürtüklüyorum. O dönmeye devam edince, ben de gelip işime bakıyorum.”
Kentli Bey, derin derin düşündükten sonra sormuş:
“- İyi diyorsun da, benim anlayamadığım şu: Ola ki eşek işin başında durmuştur ve fakat durduğu yerde başını sallarsa, bunu nasıl anlayacaksın?”
“-A Beyefendi...” demiş çiftçi. “İyi hoş diyon da, bizim buralarda sizin kadar akıllı eşek nerdeee?!.”.

6 Eylül 2010 Pazartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...

 YAHNİ 


.... Adam, lokantanın garsonuna, menüdeki en iyi yemeği sormuş. “Tavşan yahnisi” yanıtını alınca, siparişte bulunmuş. Az sonra servis yapılmış, yahni de sofraya konmuş. Lakin yahni methedildiği gibi değil, tam tersine; eti oldukça ekşimsiymiş. Üstelik tavşan eti tadı da yokmuş...
Garsonu çağırıp, sormuş Adam:
“Evlat.!.” demiş, “Bana doğruyu söyle.!. Bu et, ne eti?”
Garson, pişkin bir edayla;
“Tavşan etidir efendim.” diye yanıtlamış.
Adam, yarı öfkeli bir ses tonuyla;
“Sen şu gözlerime baksana evlat, kül yutar bir halim var mı? Ben tavşan etini iyi bilirim. Bu yahni, tavşan etiyle yapılmamış.!.”
Durumun ciddiyetini anlayan Garson;
“Şey efendim.!.” diye kem küm etse de, sonunda şu itirafta bulunmuş: “Efendim, bir miktar at eti katıyoruz.”
Adam, gözlerini dikip Garsonun gözlerine, anlamlı biçimde sormuş:
“Söyle bana koçum, bu bir miktarın oranı ne?”
“Eh işte efendim, yarı yarıya diyelim...”
Adam itiraz etmiş:
“Yanlışın var oğlum. O kadar da yok bunun içinde. Şimdi söyle bana, bu oranı nasıl hesaplıyorsunuz?”
Garson, epey bir yutkunduktan sonra;
“Bir ata, bir tavşan kesiyoruz efendim.” demiş.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...


 NEREYE?
İki akıl hastası, oturmuş, sohbet etmektelermiş... Şişman olan aniden ayağa kalkmış ve yürümeye başlamış. .. Diğeri, bu beklenmedik duruma şaşırarak, sormuş:
- "Nereye?"
- "Seni aramaya.."
- "İyi.!. Ama çabuk gel olur mu? Çünkü ben seni burada bekliyor olacağım..."
*
 BU KATTA DURMUYOR
Kocasıyla ilgili problem nedeniyle doktora giden kadıncağız;
"-Doktor Bey, kocam kendini asansör sanıyor." demiş.
"-İyi de hanımefendi, peki eşiniz niye gelmedi sizinle?"
"-Asıl problem işte bu Doktor Bey.!. Getirmek istiyorum, fakat bir türlü bu katta durmuyor ki.!."
*
 PİLOT
Uçak, havaalanından kalkıp, Akıl Hastanesi'nin üzerinden geçerken; pilot birden gülmeye başladı.
Hostes bu gülüşün nedenini sorunca, pilot şu yanıtı verdi:
"-Başhekim eğer kaçtığımı öğrenirse kimbilir nasıl şaşıracak!"

21 Ağustos 2010 Cumartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...
PSİKOLOJİK FIKRA
Kendisinde bazı tuhaflıklar görülen adamı psikolojik teste tabi tutuyorlarmış.
Psigolog, adama önce bir ev resmi göstermiş:
-Bu resimde ne görüyorsun?
-Bir ev... Evin içinde oda. Odada iki kişi, biri erkek biri dişi...
-Peki bu resimde ne var?
-Bir ağaç... Ağacın arkasında iki oda.Odada iki kişi, biri erkek biri dişi...
-Peki ya şu resimde.?.
-Bir demiryolu... Demiryolunun yanında bir oda.  Odada iki kişi, biri erkek biri dişi...
Psigolog sonunda kızmış, adama çıkışmış:
-Birader senin aklından da hep aynı şey geçiyor. Bu nasıl iş.?.
Hasta da kızıp, psigologa çıkışmış:
-Muhterem, senin sorduğun soruların yanıtları da hep aynı, ben ne yapayım.?. 

26 Temmuz 2010 Pazartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...BORÇLU KİM?
Adamın biri göl kenarında vakit geçirirken, eşine benzettiği bir kadının göle düştüğünü görmüş. Yüzme bilmeyen kadın, boğulmak üzeredir. Adam o telaşla;
“-İmdaaat! Karım göle düştü!” diye bağırmaya başlamış. Bereket, o sırada balık avlayan birini görüp, yanına seğirtmiş:
“-Lütfen yardım edin!” demiş. “Karımı kurtarırsanız size bin lira veririm.” diye de eklemiş.
Balıkçı hemen atlamış göle. Bir iki sert kulaçtan sonra kadını yakalayıp, sahile çekmiş. Sonra da aldığı gibi kucağına, kumsalda bekleyen adamın ayaklarının dibine bırakmış:
“-Evet üstadım!” demiş, “İşte karınız! Bin lirayı alayım!”
“-İyi de birader...” demiş adam, “Ben karım zannetmiştim, bu benim kayınvalidem!”
Cebinden cüzdanını çıkarmaya davranan Balıkçı; “Tüh be böylesi şansa.! Demek bu kayınvaliden?. Peki şimdi ben ne kadar ödeyeceğim sana.?” demiş.
.
ŞAMPUAN
Duş almaya giren Cavit, bir şişe şampuanı saçlarına boşaltıp ovmaya başlar. Havlu bırakmak için banyoya giren annesi hayretle sorar:
“-Evladım, şampuanı köpürtmek için kafanı ıslatmayacak mısın?”
Annesinin niçin bu kadar şaşırdığına şaşıran Cavit, yanıt verir:
“- Hayır anne! Bu şampuan kuru saçlar içinmiş.!.”

10 Temmuz 2010 Cumartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar.
..PLAN BOZULUNCA
Akıl hastanesinde yatan bir grup, bir araya gelip kaçış planı yaparlar. Elebaşları planı anlatır :
”- Büyük bir kütük bulup, önce birinci kapıyı, sonra ikinci kapıyı ve daha sonra üçüncü kapıyı kıracağız. Sonra da kaçıp başımızın çaresine bakacağız.”
Sabah olur. Buldukları kütükle önce birinci kapıyı , ardından ikinci kapıyı kırarlar.Sonrasında, üçüncü kapıya yönelirler. Ancak, üçüncü kapı açıktır. Kapının açık olduğunu gören elebaşları haykırır:
”- Arkadaşlaaar plan bozuldu.!. Geri dönüyoruuuz.!.”
*
ÇARŞAMBA
Bir “BAYAN ŞEF”in sekreteri olarak çalışan; sarışın, esmer ve kumral üç kadın arkadaş... Ülkenin yaşadığı kriz ortamında bir işleri olduğu için oldukça mutludurlar.
Zamanla bir şey fark etmişler... Şefleri her çarşamba günü ve mesai bitimine iki saat kala bürodan çıkıp gidiyor.
“Nasıl olsa, gidince dönmüyor şef. O gider gitmez, biz de erkenden tüyelim.” diye, kendi aralarında anlaşırlar.
Ertesi çarşamba şef gider gitmez, üçü de erkenden çıkmış bürodan. Esmer olan, alışveriş yaparak zamanını değerlendirmiş. Kumral; önce kuaföre, sonra da sinemaya gidip keyifli bir öğleden sonra geçirmiş. Sarışın ise doğruca evine gitmiş. Kapıyı açınca ne görsün? Şefi ve kocası yatak odası muhabbetinde.... Hiç gürültü yapmadan kapıyı kapamış ve sessizce evden çıkıp gitmiş.
Ertesi çarşamba, şef yine erken çıkınca, diğer sekreterler; “-E, hadi biz de gidiyoruz!” diye hazırlanınca, istifini bozmayan Sarışın sekreter;
”- Ben yokum arkadaşlar! Öyle erken falan çıkamam. Biliyor musunuz, geçen hafta az kalsın şefe yakalanıyordum.!” demiş.

25 Haziran 2010 Cuma


sevdakâr çelik: bir fıkra + bir anket
Fıkralar konusunda genel bir kabulümüz vardır:
Fıkralar; yeni bir söze gerek bırakmayacak “etkileyici bir sözle / düşünceyle” biterler.
İyi de... tıpkı fıkralarda olduğu gibi / “her parlak ve etkileyici söz” doğruyu işaret eder mi acaba?
...”ve acaba, bize dikte edilen her hikâye; düz bir mantığın mı, yoksa doğru bir mantığın mı ürünüdür?” diye sorgulasak... ve... görüp, okuyup, dinlediklerimiz karşısında; “Acaba öyle mi?” diye bir soru sorsak kendi kendimize...
*
Genel kabuller, yeni düşüncelerin önünü tıkarlar oysa. Her parlak ve dolayısıyla etkileyici söz, düşüncemizi kilitler. Yeni ve farklı bir görüş koyamayız ortaya. Oysa biliyoruz ki her “güzel söz”, “doğru söz” değildir. Öyleyse, “parlak ve etkileyici bir sözle” bitse de fıkralar; anlatılan hikâyeye daha farklı bir pencereden bakılabileceğini de alışkanlık haline getirebiliriz.
*Bu düşünceden yola çıkarak okursak "KİRACI VE POSTACI”yı, fıkralar konusunda –ve hayata dair- yeni bir tavır geliştirmemiz gerektiğini fark edeceğiz.
* …anketimize katılacak siz değerli dostlar sayesinde –ister istemez- biz de yeni bir şeyler fark etmiş ve öğrenmiş olacağız.
*... not: KONU bölümüne "fıkra ve anket" yazarak, mizahvesiir@gmail.com  'a görüş bildirebilirsiniz.

KİRACI VE POSTACI
Yeni bir eve taşınan adam, posta kutusuna eski kiracının mektuplarını bırakmakta ısrar eden postacıya; "Bu evde artık kendisinin oturduğunu" bir türlü anlatamıyordu.
Uyarılarının işe yaramadığını gören Kiracı, posta kutusunun üzerindeki adını, yeniden ve kocaman harflerle yazdı. Bu da sonucu değiştirmeyince, posta kutusunun üzerine, postacıya yazılmış bir not yapıştırdı ve mektupları yanlış adrese getirdiğini bildirdi.
Ertesi gün posta kutusunun üzerinde, bu kez postacının kendisine yazdığı notu gördü. Postacının notunda şunlar yazılıydı.
"Bayım ben mektupları doğru adrese getiriyorum. Fakat siz yanlış adreste oturuyor olabilirsiniz."
*
Okuduğumuz fıkradan hareketle; sizce kim haklıdır?
a-Kiracı haklıdır......................: 1 (9%)
b-Postacı haklıdır....................: 3 (27%)
c-Kiracı da Postacı da haklıdır: 5 (45%)
d-Kiracı da Postacı da haksızdır: 0 (0%)
e-Kiracı haklı, Postacı haksızdır: 1 (9%)
f-Postacı haklı, Kiracı haksızdır: 1 (9%)
g-Fikrim yok!.....................: 0 (0%)
........... Şu ana kadar (24 HAZİRAN 2010) kullanılan oy sayısı: 11
**


Sevgili Dostlar,
“Bir Fıkra+Bir Anket” metni, uzun sayılabilecek bir süre, MİZAH VE ŞİİR’in sayfa başında yer aldı. Anketimize katılan 11 değerli izleyicimize ve düşüncesini bir iletiyle aktarma duyarlılığı gösteren değerli şair Ferda Balkaya Çetin’e teşekkür ediyorum.
Anketimize esas olan fıkranın eğlendirici bir yanı vardı kuşkusuz...
Lakin bir de “sorgulayıcı” bir gözle de bakalım istedik.
“ANKET”e verilen yanıtlar, önemli bir veri sayılabilir. Değişik açılardan irdeleme yapabilir, önemli sonuçlar elde edebiliriz.
Buradan hareketle, bir durum ve olay karşısında ne denli farklı tutumlarımız olduğunu görüyoruz örneğin.
Bir fıkra bile ayrıksı düşünmemize yol açıyorsa, “doğru” konusunda anlaşmak o kadar kolay olabilir miydi?
Yorumlarımız “görece” olabilirdi, ama “doğru”ların tahammülü olabilir miydi “görece”liğe?
Düşünmeye değer.
*
Sayın F.B.ÇETİN dışında, anket oylamasına katılan değerli izleyicilerimizin “gerekçe ve tezlerini” bilemediğimiz için, Nasrettin Hoca’mızdan ilhamla; “Sen de haklısın!” demekle yetinelim şimdilik.
...Sayın ÇETİN’in iletisine göz atmadan önce, “Postacı ve Kiracı” hikâyesine bir de şu açıdan bakalım:
............ POSTACI’nın görev sorumluluğu şunu da gerektirir:
- Şahsa yazılı mektupların, ikamet değişikliği nedeniyle alıcısına ulaşamayacağı saptanınca İADE işlemi yapılır. / Postacının “parlak ve etkileyici” sözü, onu haklı kılmaz aslında.
 *
Sayın Ferda Balkaya Çetin’in anketimize ilişkin değerlendirmesi:
Merhabalar Sevdakâr Bey,
Sitenizde zaman zaman yer alan bu tür düşündürücü çalışmalar, gerçekten irdeleyerek bakan insan için bir kazanımdır. Beyin jimnastiği olmasından öte sorgulayıcı ve yaratıcı düşünce gücüne katkı sağlıyor olması da ayrı bir gerçek. Ve bu sayede insanın sayısız bakış açısı geliştireceği de…Bu bağlamda teşekkürler…
Kiracı ve postacı anketi için…
Bana göre; her ne kadar kiracı da haklı olarak görünse de, b şıkkı yani postacı haklıdır.
Çünkü postacının mektupları götürdüğü adres doğrudur.
Postacı mektup üzerindeki adrese göre mektupları götürmek zorundadır. Adres değişikliği bildirilmediği sürece postacı mektupları aynı adrese götürmeye devam edecektir.
Postacı, görevini tam ve doğru olarak yaptığından emin.
Görev sorumluluğunun, kendisine emanet edilen mektupların verilen adrese göre götürülmesi gerektiğinin bilincinde. Ta ki ikinci bir adres kendisine ulaşıncaya kadar.
.Kiracının haklılığı ikincil derecede düşünülebilinir.
Sevgi ve saygıyla… /ileti_ 20 Mayıs 2010 23:16
*
Sayın ÇETİN'e bir kez daha teşekkür ediyor, siz değerli MİZAH VE ŞİİR Dostları’nı sağlık ve iyilik dileklerimle selamlıyorum.
.......................................... Sevdakâr ÇELİK
25.o6.2o1o

çizim: OZAN MERİÇ ÇELİK

14 Haziran 2010 Pazartesi

ÇOCUK KALANLAR
- Gel oğlum kalk bakalım tahtaya, sana bir sorum var.
- Buyrun, sorun öğretmenim.
- Canlılar kaça ayrılır.?
- Dörde ayrılır öğretmenim.
- Bana yanlış gibi geldi ama say bakalım.
- Bitkiler, Hayvanlar, İnsanlar, Çocuklar...
- Çocuklar da insan değil mi oğlum.?
- Haklısınız, o zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim.
- Peki, şimdi yeniden say bakalım.
- Bitkiler, Hayvanlar ve Çocuklar...
- Oğlum, insanlara ne oldu.?
- Düşünebilenleri hep çocuk kaldılar, düşünemeyenleri de hayvanlaştılar öğretmenim.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...UYSAL HAYVAN
Anne sinek, yeni doğan yavrularını eğitmek ve onlara yaşamı tanıtmak amacıyla ormanda bir geziye çıkarmıştı.
Uçarlarken bir örümcek ağı gördüler. Anne sinek yavrularını uyardı:
"Aman yavrularım, bunun adı örümcektir. Ona çok dikkat etmelisiniz" dedi. "Örümceğin ağına yakalanırsanız, kurtulamazsınız, mahvolursunuz. Örümcek de gelir, sizi yer."
Anne ve yavru sinekler bir süre daha uçtuktan sonra, bambaşka bir tehlikeyle karşılaştılar ve yine saklanmak zorunda kaldılar. Çünkü bir iki adım ötelerinde, sinek yiyen bir kuş uçuyordu. Anne sinek, yavrularına bu tehlikeli kuşu da tanıttı ve ondan da hep uzak durmalarını öğütledi.
Yavru sinekler annelerinin uyarılarını dikkatle dinlerlerken birden, yeri göğü sarsan bir kükremeyle sarsıldılar.
"Bu neydi, anne?" diyerek korkuyla annelerine sarıldılar.
Anne sinek ortada korkulacak bir şey olmadığını söyleyip, yavrularını yatıştırdıktan sonra onlara, kükreyen hayvanı da tanıttı:
"Ondan korkmanıza, çekinmenize neden yoktur" dedi, "Adı aslandır ve kimseye zararı dokunmayan uysal bir hayvandır."

8 Mayıs 2010 Cumartesi

pas geçilmeyecek fikir_A_lar... BİR SAATTE ÇİZİLEN PLÂN
Vatandaşın biri, evinin planını çizen Mühendis Bey'e sormuş:
-Borcumuz ne kadar?
-Beş bin, demiş Mühendis.
İtiraz etmiş vatandaş;
-Olur mu ama Mühendis Bey; bir saatte çizdiğin plan için, beş bin lira istemek insafa sığar mı?
-Ne bir saati beybaba, demiş bizimki. O plan, 30 yıl ARTI 1 saatte çizildi.
*
ÇAY VE ŞEKER
Akıl hastası , kahveye girdiğinde soluk soluğaydı. Boş bir masaya oturup ocağa seslendi;
- Bana bir çay !
Çay geldi , şekerleri atıp karıştırdı. Garsondan yine şeker istedi.
Onları da atıp karıştırdı, yeniden istedi.
Garson;
- Sekiz şeker koydun çaya , dedi şaşkın şaşkın.
- Koydum ama , işte görüyorsun, hepsi eriyor!
*
PİLOT
Uçak, havaalanından kalkıp, Akıl Hastanesi'nin üzerinden geçerken; pilot birden gülmeye başladı. Hostes bu gülüşün nedenini sorunca, pilot şu yanıtı verdi:
- "Başhekim eğer kaçtığımı öğrenirse kim bilir nasıl şaşıracak!"

4 Nisan 2010 Pazar

pas geçilmeyecek fikir_A_lar... MEKTUP YAZDIM BUBAMA
Çalışmak için kente gitmiştir Şaban. Gün olur babasına bir mektup yazar. Hal hatır sorup, selam ve kelamları da yazdıktan sonra; mektubunu şu notla bitirir:
"Uyyy Babacuğum., Acele cevabini bekleyrum. Yalnız, zarfa biraz da para koyarsan iyi olur. İmza:Oğlun ŞABAN."
İki hafta sonra mektubun cevabı gelir. Şaban büyük bir heyecanla zarfı açar. İçinden sadece mektup çıkar. Mektubun sonunda da bir not vardır:
"Oğlum Şaban, sana para göndereceydum. Ama ha bu geri zekali anan zarfi kapatmiş. Bir dahaki sefere gönderirim, tamam mi benum güzel evladım. İmza:Bubacığın TEMEL."
*
HENÜZ ALINMAYAN MEKTUP
Akıl hastanesinde koğuşları gezen başhekim; bir hastasının, oturduğu yerde bir şeyler yazdığını gördü:
- "Kolay gelsin, ne yazıyorsun?"
- "Mektup yazıyom efendim."
- "Yaaa.?!. Kime yazıyorsun?"
- "Kendime yazıyom."
- "Peki ne yazılı mektupta?"
- "İlahi doktor bey, deli misiniz siz; mektubu daha almadım ki.!. Şimdi ben içinde ne yazdığını nerden bileyim?"

27 Mart 2010 Cumartesi

pas geçilmeyecek fikir-A'lar NİYE KOŞAYLAR?
Cemal gazetesinden başını kaldırıp sorar:
“- Ha bu uşaklar ne koşaylar böyle?”
Temel cevap verir;
"-Ula bunlar koşicudur, Başbakanlık kupası için koşaylar.”
"-Ha kupayı çime vereceklerdur?”
"-Birinciye.”
"-Obürkilere bir şey yok midur?”
"-Yoktur.!.”
“-E uşağum, öyleyse onlar niye koşaylar?”
*-*
TAŞ
Köylünün kapısına dayanan turist:
— Şikâyetçiyim, dedi, köşeyi dönerken oğlunuz bize taş attı.
Köylü sordu:
— Taş, bir yerinize geldi mi?
— Hayır.
— Öyleyse, atan benîm oğlum değildir!..
HEDİYELİK
Babacan bir adam postaneye girerek 1 franklık bir pul istedi. Memur ona pulu uzatacağı zaman, sıkılgan bir tavırla:
— Acaba üstündeki fiatı silebilir misiniz, dedi. Hediye olacak da!...
* * *
AŞK
Henri Regnier'e dostlarından biri:
— Aşk ebedidir, dedi.
Yazar, gülerek şu yanıtı verdi::
— Evet, aşk ebedidir; fakat, devam ettiği sürece...

KORKMA!
Orta yaşlı çift, otomobilleriyle geziyorlardı. Tehlikeli bir yokuşta arabanın freni iş görmez hale gelince arabanın hızı arttı. Kadın korkuyla bağırmaya başladı.. Eşi;
— Hiç korkma, dedi, ben yolu iyi tanırım. Otomobil aşağıda mutlaka durmak zorundadır, çünkü ilerdeki keskin virajın başında kocaman bir “DUR” levhası var!

17 Şubat 2010 Çarşamba

AKILLI GARSON
Müşteri garsona çıkışıyordu:
-Çok ayıp, bira bardağımı tam olarak doldurmamışsınız.!..
-Nasıl olur?. Müessesemizde bu tür hatalar olmaz. Üstünden birazcık içmiş olmayasınız?!
-Ben daha bunamadım. Bu ifadeniz bana hakarettir. Ne yaptığımı biliyorum, biradan bir yudum bile içmedim.
Nezaketin işe yaramayacağını anlayan garson, alaycı bir gülümsemeyle bardağı işaret edip sordu:
-İyi de beyfendi, peki biranın üzerinde yüzen sineğe ne oldu?

AĞZINI KAPAT
İlyas gazeteye göz gezdirdikten sonra Temel`e seslenir:
-Biliyor musun Temel, her nefes alışımda dünyada bir kişi ölüyormuş...
Temel üzüntüyle, şu karşılığı verir:
-Sen de ağzını kapat be uşağum....

KÖKLÜ SÜLALE
Temel palavra atıyordu:
-Bileyu musun uşağum, bizim sülale Yusuf peygambere kadar dayanayi da!..
Bu söz üzerine Dursun, itirazda gecikmez::
-Amma da attun ha!. Nerdeyse sülalenin Nuh'un cemisine bindigunu da söyleyeceksun
Temel, aynı telden çalmaya devam eder:
-Yok canııım, o kadar da demeduk uşağum, ha bizum kendi takamuz varmis da.!

ŞOFÖRSÜZ CİDEYİ
Temel'le Cemal yıllar önce Almanya’nın Berlin şehrine gitmişlerdi.
İlk gün, iki katlı bir otobüse binip, gidecekleri yere ulaşmak istediler.
Bindikleri otobüsün üst katına çıkan Temel’in çıkmasıyla inmesi bir oldu:
-Ula Cemal, dedi telaşla... Ula uşağum, yukarıdaki otobüsün şoförü yok, bileyu musun?! Kendi kendine cideyi otobüs da !...

20 Ocak 2010 Çarşamba

pas geçilemeyecek fikir-A'lar_
Photobucket.... UNUTMAK
Genç bayan tranvaydan inmek üzereyken, yolculardan biri arkasından seslendi:
—Hanfendi, bi dakka bekleyin, şemsiyenizi unuttunuz!
Büyük bir sevinçle teşekkür etti bayan ve ekledi:
— Bu şemsiyeyi unutup kaybetseydim kendime çok kızacaktım. Düşünsenize, onu daha bu sabah trende buldum!
PhotobucketŞATO VE SAHİBİ

, İskoçya'nın ıssız ve sisli dağları içine gömülmüş, görünüşte oldukça ürpertici olan bir şatoyu geziyordu turistin biri. Şato sahibine düşüncesini açıkladı:
— Şatonuz için hayaletli şato diyorlar, dedi.
Şato sahibi şiddetle itiraz etti.
— Olamaz böyle şey! Ben burada üç yüz seneden beri yaşıyorum ve daha bir tek hayalete bile rastlamadım.

*
PhotobucketŞANS-SIZ.
İki genç kız sohbet ediyordu.
— Ben hem sevdim ve hem de sevildim, dedi biri.
Öteki genç kız;
— Çok şanslısın! diye yanıtladı..
— Maalesef hiç değilim.
— Neden ama?
— Çünkü, sevdiğim erkek başka, beni seven erkek başka!
Photobucket....... UÇAK

Roma-ABD uçağındaki bir yolcu yerinden doğrulup pilot kabinine gitti. Silahını çekti ve;
— Paris’e gideceğiz, diye emretti.
— Mümkün değil, diye yanıtladı pilot.. Az önce, yanında bir elbombası taşıyan bir kadın geldi, onun emri üzerine rotayı Kahire'ye çevirdik. Bu nedenle sizin adınıza üzgünüm.
Glitter Graphics

17 Ocak 2010 Pazar

SENİN DEDİĞİNİ YAPINCA
Akıl hastalarından biri hastanenin bahçesinde el arabasını ters çevirmiş ve sürmeye uğraşıyormuş.
Bu durumu gören Doktor;
"-Öyle sürülmez, düzeltsene şu arabayı!." deyince, bizimkisi cevabı yapıştırmış:
"-Geçen gün senin dediğin gibi sürdüm, ama akşama kadar kum taşıttırdılar bana, enayi miyim ben.?..
* * *
KUTUP AYISI
Konuklarına, hayli eski bir ayı postunu gösteren Avcı:
"-Bu ayıyı Bolu ormanlarında vurmuştum azizim. Hey gidi günler hey!." deyip, uzun bir hikaye anlatır.
Konuklardan biri, bu palavra karşısında daha fazla dayanamayıp sorar:
"-Nasıl olur üstat? Bu resmen bir kutup ayısıdır. Bolu'da işi ne bunun?."
Ev sahibi Avcı, gayet pişkindir.
Cevabı yapıştırır:
"Amma yaptın ha!. Adı üstünde, ayı bu birader. Buranın kutup değil de Bolu ormanları olduğunu nerden bilsin garip, di mi ama?"
* * *
SENİ UYANIK SENİ
Kentin en işlek caddesi, bir kaza nedeniyle trafiğe kapanmış.
Olay yerinin etrafı polis kordonuna alınmış.
Ardından, büyük bir meraklı kitlesi toplanmış..
Derken;
Gazetesi için iyi bir kaza fotoğrafı yakalamak isteyen piyasanın en uyanık foto muhabiri Oktay, çemberi aşmak için;
"Lütfen yol verin.!. Yol verin.!. Ben kaza kurbanının oğlu Oktay!." diye bağırmaya başlamış.
Duruma anlayış gösteren vatandaşlar, kenara çekilip yol vermiş...
...
Foto muhabiri Oktay, vukuat yerindedir artık...
Birden zınk diye durup, geri çekilir:
*ARABANIN ÖNÜNDE CANSIZ BİR EŞEK YATIYORDUR.
* * *
İSTEMİYORUM
Dilenci, açmış elini; yalvar yakar dileniyor, bi yandan da dua üstüne dua ediyor.
Bektaşi, çıkarıp 40 para vermiş ve eklemiş:
"-Ha, duanı istemem tamam mı?!"
Dilenci şaşkınla:
"- Duamı niçin istemezsin erenler?"
"-Behey, senin duanın hükmü olsaydı, önce kendini kurtarır, dilenmeye kalkışmazdın!.."

17 Kasım 2009 Salı

fikir-A'lar_ GAR(gar)A
-Yav Dilaver, sen akıllı insansın, merak ettiğim bir şey var...
Arkadaşının yüzüne şaşkınlıkla baktı Dilaver Bey;
-Hayrola Recai!?. Neymiş merak ettiğin?
-Söyler misin; şu sigara denen meret helâl midir, haram mıdır?
-Vallahi ne diyeyim Recai... Haram ise yakarız, helâl ise içeriz..
*sevdakâr çelik
ÇÖPE ATILAN KİTAP
Arkadaşı elindeki kitabı pat diye çöpe atınca, öfkeye benzer bir şaşkınlıkla sordu:
-Çöpe attığın o kitap neydi?
-Çok yararlı bir kitaptı.!
-Nasıl yani? Yararlıysa neden atıverdin?
-Gerçekten yararlı bir kitap... İnsanoğlunun bir asır yaşamasının yöntemini öğretiyor.
-Yahu deli misin, niçin çöpe attın o zaman?
-Bak dostum, bu kitabı kaynanan okumaya başlasaydı, sen de aynı şeyi yapardın!
*sevdakâr elik