görkem ercan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
görkem ercan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2011 Cuma





sevdakâr çelik **
2011 / *
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ'NDEN
 GEÇERKEN


...dostlarım, meslektaşlarım, öğrencilerim;
sevgi dolu seslerini ulaştırıp telefonlarıyla,
kutlamada bulundular;
gönlümüzü ziyadesiyle hoş eylediler.
Sağ olsunlar, eksik olmasınlar...
Buradan;
-izinleriyle*adlarını anarak-
kendilerine teşekkür etmem gerek:

27 Haziran 2011 Pazartesi

Görkem ERCAN'dan ...bize bir mektup var...
HAYATTIR KENDİNİ YENİLEYEN
Sevgili (...) Uzaktaki Yakınım,
Bahar öylesine çabuk geldi ve gitti ki, ardında düşe kalka büyüyen umutlar bırakarak tabii...
Sessiz bir yaz var şimdi kapıda , havayı soracak olursanız "Bir içim su.!.” derim, mutlu olmamak kaçınılmaz böylesi aylarda.
En son nerede bıraktım sizi, en son ne zaman başladım yazmaya, bunları merak ediyoruz öyle değil mi? (...) devam >>

8 Aralık 2009 Salı


Görkem ERCAN'dan  mektup:HAYATTIR KENDİNİ YENİLEYEN & "İki Bülbül Bir Karga "


HAYATTIR KENDİNİ YENİLEYEN
Sevgili (...) Uzaktaki Yakınım,
Bahar öylesine çabuk geldi ve gitti ki, ardında düşe kalka büyüyen umutlar bırakarak tabii...
Sessiz bir yaz var şimdi kapıda , havayı soracak olursanız "Bir içim su.!.” derim, mutlu olmamak kaçınılmaz böylesi aylarda.
En son nerede bıraktım sizi, en son ne zaman başladım yazmaya, bunları merak ediyoruz öyle değil mi? 
 Güzel şeyler oluyor hayatın her dakikasında, belki de ben, oluşan güzellikleri fark ettiğim için olacak, bilemiyorum... Yeni adımlar, yeni insanlar, yeni hikâyeler ve her şeyden özeli yeni kelimeler.
Evet, yeni kelimelere değiyor gözlerim, onları cümleler içerisinde kullanmak için can atıyorum şimdiden. İspanyolcadan söz ediyorum. Bir bavula birden fazla dil sığdırabilmenin verdiği mutluluğu, o ülkelerin yazarlarını daha iyi anladığımda da yaşıyorum. Lorca'nın acısını daha iyi hisseder oluyorum derinimde, Hernandez'in oyunlarını seyrederken gözlerim dolup dolup boşalıyor ve bunlar yeni bir dili öğrenmiş olmanın beraberinde getirdiği büyük artı sayesinde oluyor şüphesiz.
Dünyada ne kadar dil varsa hepsini konuşabilmeyi isterdim küçükken, şimdi ise sessizliğin kalbinde yatan huzuru arıyorum.
Yormaya başlıyor hayat, her defasında gücüme güç katarak, belki de bu yüzden ses etmiyorum. Dünya ağır geliyor demiyorum, böyle anlaşılmasın, hangi yaşta olursam olayım, omuzlarımda taşımaya razıyım onu. Kafamın içindeki dünya ağır gelmeye başlıyor bazen. Fazla düşünmek duyguları yıpratıyor ancak, bunu öğrendim. Ziyan olmasınlar diye duygularımı zaman zaman döktüğüm oluyor beyaz kâğıda lakin mürekkebin de biteceği tutuyor bazen.
Yarıda kalmış pek çok şey var, tamamlanmak istemeyen. Biriktirdiklerim sığmaz oldu ele avuca. Yarın sabah erkenden kalkıp yürüyeceğim. Sizin için de çekeceğim lavanta kokularını ciğerlerime. Bir de bakmışsınız ki lavanta tadında şiirler uçup konmuş ellerinize.
Akdeniz'den emsali görülmemiş düşler gönderiyorum size ve sevdiklerinize.
En kısa zaman diliminde birleşmek üzere , esen kalın.

Uzaktaki Yakınınız,
Görkem
Fransa / 18 Haziran 2011_ 01:39
***====================================================================================***
görkem ercan_" İki Bülbül Bir Karga "
Kim derdi ki bir gün yolum , tarihin baslangıç noktasına düşecek diye ?
Kim derdi ki cebimden çıkar(a)madığım ellerim, yedi yüz senelik kol kemiklerine dokunacak diye?
Kim derdi ki bir gün , düşlerimde gördüğüm , en tatlı gerçeğe dönüşecek diye?
 Bin iki yüzlü yıllarin ortası... Asırlık binanın temelleri atılır. İçine altı tane sıfatsız öğrenci konur ( sene 2009_ öğrenciler hâlen sıfatsız ya , neyse...) . Alkol alıp mezarları açar, bir kaç tane taze cesedi yoklar , ellerinin soğuktan titremelerine rağmen gördüklerini çizer ve şenliklerde kurulan ziyafet sofralarında çizdiklerini masa üzerine yayarak âhaliye gösterirler. Üçüncü Philippe, nam-ı diğer cesur Philippe, eline görkemli bir kılıç alır, " Bu, bu ve bu " diyerek beğendiklerini heykel hâline getirtir , daha sonra da düşman evlerine "Topraklarımızdan vazgeçin yoksa organlarınızı ortaya dökerim " gibilerinden mesajlar vererek caydırma politikaları uygular heykelleri göndererek. Gel zaman git zaman öğrenciler kendi öğrencilerini yetiştirir ve hızlı bir üremenin sonucu olarak etrafı kaplayan beyaz gömlekliler arasında kopulması neredeyse imkânsız bir bağ kurulur. Karşı binanın sahibeleri eczacıbaşililar ve sübyanlari botanikçiler onlardan geri kalır mı hiç ? Bir dostluk zinciri de onlar örerler belik belik. İki bina arasındaki bitmek bilmeyen kavgaların arasına meydanda yapılan içki içme turnuvaları girince , içkiye haram diyen kendini bilmez bir grup türeyiverir. Her güzel şey gibi, bu güzel turnuvalar da son bulur ve talebeler güçlerini birleştirerek içkiyi tanımamazlığa veren bu gruba karşı yekvücut olmaya karar verir. İşte tam da o yıldan beri tıp ve eczane fakültelerinin arasında her şeye karşı birlikte mücadele etme zihniyeti ve anlaşılamayacak kadar samimi bir ilişki bulunmaktadır. Yalnız akıllara durgunluk veren dikkat çekici bir diğer öge, fakültelerin kendi içlerinde yaşadığı karışıklıklardır. Birbirlerine karşı soğuk duran öğrencilerin psikolojilerini anlamak bir hâyli güçtür. Aslında kendine göre bir açıklaması yahut bir bahanesi vardır bu garip durumun. İlk yılın sonunda gerçekleşecek olan sınav panik ve kankardeşi stresein ekmeklerine yağ sürdüğünden alıp başını giden hırs , efendime söyleyeyim bir çatışma havası tabii ki en büyük etkendir. Dedikodu yapıyormuş dedirtecek değilim kendime. Hoş! Burada durmasına durabilirim ama durum başka yerlerde nasıl diye soranlar muhakkak vardır eminim. Bir Hacettepe Tıp , bir Selçuk Üniversitesi Tıp, bu gibi fakültelerde her şey yolunda mı diye meraktan çatlayanlar sakin olun, baslıyorum oraları da anlatmaya (üniversitelerin adlarını verirken epey düşündüm bu arada , reklama kaçmayı asla istemem ama bu üniversitelerde okuyan arkadaşlardan alınca bilgiyi mecbur bilgi kaynağı diye ekleyeyim dedim ).
Bilen bilir , Türkiye'deki üniversiteler, nazarım değmesin , baba felsefelerin konak yeri gibidir mübarek. Ne gibi mi ? Bugün hepimizi ilgilendiren , sosyo ekonomik tarafı ağır basan bir felsefe var her şeyden evvel yurdum fakültelerinde. Belki de öğrenci yurtlarından başlamalı çekirdeğe inebilmek için :)) " Doğuştan fakir olanın tuzu kurudur. Fakirliğe " Merhaba " diyenin kurutacak tuza duyduğu sevda içler acısıdır. " El bebek gül bebek büyüyen genç bayanların ve bayların camii avlusundan beter öğrenci evlerinde bir kap sıcak yemeğe ve iki tatlı ana-baba öğüdüne besledikleri hasret hangimizin kulağina yabancı? Elin memleketinde elli farklı jenerasyonun gelip geçtiği masalarda beyinlerine ilim nüfûz edilirken, Türkiye'de her on senede bir araç gereçlerin yenilenmelerine rağmen sağlam kalmadıklarını bugün benden öğrenecek değilsiniz öyle değil mi? Bir de öğrenci harcı dedikleri bir zımbırtı var , üstelik çesit çesit. Bölümün neyse ona göre cûzi bir miktar ödüyorsun . Fransa'da bir kereye mahsus olmak üzere dört milyon kadar ödeyerek (devletten aldığın parayı devlet okuluna yatırıyorsun oysa ki Türkiye'de büyüklerinin alın terini kime ne diye verdiğin aşikâr , neyse parantezi burada kapattım bile ) eğitim hayatın boyunca istediğin fırsatlardan dilediğince yararlanabilirken yurdumda , onca parayı ne şekilde değerlendirdiklerini merak etmeden kendini alamıyorsun bir türlü. Toplu şekilde gömülüyorlarsa nereye? Altın alınıpbozduruluyorsa kimin için? Rakı masalarında çarçur ediliyorsa kimlerle? Vb vb vb vb... Sıra geldi ege meselesine :))"Karşit görüşlü öğreciler arasında çıkan kavgada altı öğrenci tutuklandı, sekiz öğrenci hakkında soruşturma baslatıldı"... Fakültelerden aldığımız haberlerden yalnızca biri. Uygarlık seviyesini yükseltecek zaman öğrencilerde yok , kavgadan baslarını alamıyorlar ki garipler. Kimse de adil bir çözüm sunmuyor onlara. Fransa'da, Almanya'da , Amerika'da , Polonya'da , Avusturalya'da ve daha bir çok ülkede bu tür haberler duyulmuyor mu peki? Elbette "Haaaaayiiiiir!!!" denilemez ama sağcılık solculuk meselelerini meseleden saymadıkları resmen kabak gibi ortada. Ağızdan farklı bir şey çıkınca "hoşttt !!" diyerek öğrenciyi başından savmıyor hiç kimse. Henüz anasınıfındayken öğretiliyor karşıdakini dinleyip anlama. Orta okulda düzenli aralıklarla yapılan münazaralarda, tartışmaya girmeden fikirlerin nasıl savunulabileceği aşılanıyor çocuklara. Liseye varıldığında ise dalında duramayan meyve yere bırakıyor kendini. Gandi'nin baktıkça kendinden geçiyor yattığı yerde.
Fotoğraflarda her zaman mutluluklarla karşılaşabilmek imkânsızdır tabii. Popper abiye göre doğrunun doğruluğundan emin olamayız ama yanlışın doğruluğundan emin olabiliriz ( bakınız falsifikasiyonizm , bir nevi reddetme ) her daim. Yani tek bir mutsuz fotoğraf varsa ortada , bütün fotoğraflarda mutluluğu temsil edenleri aramamamız gerektiğini biliriz. İşte o hesap birazda. Neşeyle anlatılan üniversite hatıraları traji-komik hikâyelerdir çoğu kez. Ama her şeye rağmen anlatılırlar. Yiğidi öldür hakkını yeme tarzında komik anılarda vardır şüphesiz. Misal , staj yapmak için görev aldığı acil servise belini tutarak gelen yaşlı teyzeye " Neyiniz var teyzecegim ? " diyerek tüm iyi niyetiyle sorusunu soran arkadaşa , "Sen de bilmiyorsam ben nereden bileyim aa gızım" diyerek karşılık veren tonton teyzeyle Montpellier'de karşılaşabilmeyi çok isterdi bu gönül. Yahut, "Dallarimda mökkem bir ağrı var, iki çiğnetsek geçmez mi doktor hanım?" sorusuyla gelen yaşlı amcayı görebilmeyi... Bir de soyunurken utanan hastalar grubu var." Bacaklarımı kocama bile göstermem sana ne diye göstereyim doktor bey" diyerek ağrıyan bacaklarından şikâyet edenlerin bir araya geldiği şenlikli bir gruptur. Grup üyelerinden birini görev alacağım hastahanede görmeyi isterdim şahsen. Gülmekten çene kaslarınızı ağartanlar ise genelde hekimin sorularına korkarak yahut tereddüt ederek cevap veren hastaların oluşturduğu gruptur. Ateist oğlundan gizleyerek tuttuğu orucu hekimin "Oruç tutuyor musunuz, ilâci ona göre vereyim " demesi üzerine , oğlunun gözlerine baktıktan sonra ivedi şekilde "Tutuyordum ama bıraktım!!" diyerek yanıt verenlerin öncülük ettiği ve ne yalan söyleyeyim mutlaka görmem gerektiğine inandığım gruplardan sadece bir tanesidir.
Yurt dışındaki fakültelerde yahut fakülte hastahanelerinde anlatılacak bir şey fazla yoktur. Her şey olması gerektiği gibidir ve belkide traji-komik dedikleri de böylesi bir şeydir. Eeeee, ne demişler (bendeniz) , "Önümdeki aşı alın razıyım ama muhabbetim benimdir karışmayın...".
Karganın sesini bilmeyene bülbüllerle dolu bir bahçe vaad edilir mi hiç? Kürkü olmayana kral, sohbeti olmayan yere yuva denir mi? Retorik sorularımı şikâyet etmek istiyorsanız 000000000000 ve 000000000001 numaralarından ulaşabilirsiniz. Gözlerinize vermiş olduğum rahatsızlıktan ötürü asla pişman olmadım, olmayacağım da... :)
Sohbetlerinizin bol olması temennisiyle dostça kalın efendim....
Görkem ErcanMontpellier,
Fransa_03 Aralık 2009_16:35

23 Eylül 2009 Çarşamba

Görkem ERCAN'dan_Bize Bir Mektup Var: OKULDA İLK GÜNLER
İLK İZLENİMLER
Merhabalar,
Akdeniz esintileriyle bayram mesajımı göndermeden evvel oturup iki sohbetin belini kırayım dedim . Bildiğiniz üzere cehlin içerisinde kalmamak adına ilim irfan yuvasını ikinci evim gibi belledim ve sevdiklerimle fazla haberleşememe gibi büyük ödünler vermek zorunda kaldım bu sene... Üniversite ile ilgili ilk izlenimlerimi paylaşmayı çok istiyordum sizinle. Fazla laf kalabalığı yapmadan anlatayım madem , hazır fırsatını yakalamışken. Bu vakte kadar bir çok hedefim oldu. Kimilerine ulaştım kimileri için ise doğru zamanın gelmesini bekliyorum hâlen. Üniversitenin kapısından içeriye girer girmez karşıma çıkan coşkulu kalabalığa karıştım ve büyük amfi salonlarına doğru ilerlerken emeğin ne kadar da kutsal mutluluklara gebe olduğunu bir kez daha fark ettim.Bizi türlü şakalarla karşılayan ikinci sınıf öğrencilerinin çömezlere ithafen hazırladıkları şarkılara kulak verip, duvarda geçen yılın mezunları tarafından çizilen gülen adam kafalarına bakakaldım keyifle. Öğretmenlerimiz kendilerini tanıtırken okula başladığım ilk anlar canlanıverdi gözlerimin önünde. Sonrasında dersler başladı ve her gün yeni bir şeyleri öğrenmenin verdiği sevinç ile bırakmaya başladım kendimi uykunun derinliklerine. Bir çok arkadaş edindim yine , hepsi farklı birer ülke benim için.Yalnız arada dikkatimi çeken üzücü şeyler de olmuyor değil. Mesela bir çok arkadaşım sadece tıp fakültesindeyim diyebilme niyetiyle sıvamış kolları. Kimileriyse ileride çok fazla para kazanabilme ümidiyle... Acaba ben mi fazla idealistim? Bu yüzden mi anlamakta güçlük çekiyorlar beni? Her neyse artık...
Bu arada yapraklar hâlen yeşil Montpellier'de , arada sararıp solanlar okul yolunda çarpıyor gözüme. Zaman "Ben buradayım " diyor, "Hızla geçiyorum ama fark eden yok!!" diye isyan ediyor her gün. Aynı zaman_ burada mesajımı noktalamam gerektiğini de fısıldıyor ağlamaklı gözlerle.
Şiirler...Onlar hayatimin birer parçası... Kalemimi bırakmamak için elimden geleni yapacağım:))
(...)
..... görkem ercanMontpellier,19 Eylül 2009

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Görkem ERCAN / "Adı Konmamış Şiirler" ________________________________
-I-Bir duvarım olsa,
.......... Üzerinde pamuk şekerimi afiyetle yesem.
Bir duvarım olsa,
..........Üzerinde yere düşmeden koşabilsem.
Bir duvarım olsa,
..........Üzerindeyken Venüs'ü görebilsem.
Bir duvarım olsa,
..........Üzerinde bendirimi konuşturabilsem.
Bir duvarım olsa,
..........Üzerinde dilediğimi yazabilsem.
Bir duvarım olsa,
..........Üzerindeyken korkularımı bertaraf edebilsem.
Yalnızca tek bir duvar...
................ Görkem ERCAN

________________________________
-II-

Su taneciğinin içinden seyredebilmek ,
Gün doğumundan gün bitimine dek.
Bir güvercinin gagasını ıslatmak sonra,
Gittiği yere gidebilmek ,
Gün doğumundan gün bitimine dek.
Niyet çekmek yeditepeli şehirde sonra,
Genç bir delikanlının cebine girmek,
Gün doğumundan gün bitimine dek,
Duyulmamış bir aşka tanıklık etmek...
..................... Görkem ERCAN


23 Aralık 2008 Salı

görkem ercan +
HAYAT
Hayat, gün ışığı içeriye girerken asılmaktı balkon demirlerine,
Sonrasında izlemekti soğukta ellerini ovalayan minik çocuğu.
Otobüs durağında sorgulamaktı kendini.
Belki de düşen her yaprak için ağlamaktı ağaç altında saatlerce.

Hayat, yaşayamadıklarına duyduğun çılgın özlemdi kimi zaman,
Mendilinde bıraktığın hatıralar birikimiyle yetinmekti günlerce.
Hazan mevsiminde doldurmaktı kadehini.
Sarhoş olmadan açılacak gücü bulamamaktı değer verdiklerine.

Hayat, hissettiklerini özenle derleyip götürmekti aşk arenasına,
Geçmişle dalga geçip gelecekle barışarak tırmanmaktı zirveye.
Bakır kapta kaşıklayarak yemekti bulguru.
İçini acıtan her neyse özür dilemekti yüreğine hükmeden sevgiye.

Hayat, gözlerinden yakalamaktı sokakta bir türlü karşılaşamadığını,
Manavdan eve dönerken düşünmekti ocaktaki çelik tencereyi.
Beton üzerine gazete sererek oturmaktı,
Rüzgâra yüz vermeyip dinlemek isterken ruhuna dokunan ezgiyi.

Hayat, dedenden kalan bahçede oturup yemekti cevizli ekmeği,
Hareket eden ufak kırıntılar için övünmekti işçi karıncalarla.
Olabilmeyi isterken onlar gibi inatla,
Türkü söyleyerek eşelemekti toprağı, ne bulacağından habersiz.

.......................................Görkem ERCAN

30 Kasım 2008 Pazar

Görkem ERCAN*çeviri ŞİİR* "Sen ve Ben"
**Görkem ERCAN mektubunda diyor ki:
Bu uzun şiir "Tryo" adında çok sevdiğim bir grubun "Sen ve Ben" adlı parçasının dilimize uyarlanmış hâli...
Elimden geldiğince çevirmeye gayret ettim, hani kelimeleri sağından solundan çekiştirmeden, anlamları üzerinde fazla oynamadan, en yalın hâlleriyle...
Bazı özel kelimeleri de değiştirmedim, okuyucuda ilgi uyandırıp, Sokrat gibi o sihirli cümleyi kurabilsinler diye :
"-Bu nedir?"
“-Merak olmadan öğrenmek imkânsızmış.”




Görkem ERCAN*çeviri ŞİİR* "Sen ve Ben"Photobucket
Bu uzun şiir "Tryo" adında çok sevdiğim bir grubun "Sen ve Ben" adlı parçasının dilimize uyarlanmış hâli...
Elimden geldiğince çevirmeye gayret ettim, hani kelimeleri sağından solundan çekiştirmeden, anlamları üzerinde fazla oynamadan, en yalın hâlleriyle...
Bazı özel kelimeleri de değiştirmedim, okuyucuda ilgi uyandırıp, Sokrat gibi o sihirli cümleyi kurabilsinler diye :
"-Bu nedir?"
“-Merak olmadan öğrenmek imkânsızmış.”

..................... Görkem ERCAN

"Sen ve Ben"
Bu sabah, 3000 kişi kovulmuş, itfaiyeciler grevde,
Paris'te trafik ve kirlilik...
Bu sabah, Abbe Pierre öldü,TF1'de gömdük onu.
İki dilenci ölü bulundu, Saint Martin kanalının yanında.
Bu sabah, CAC önden ilerliyor, akdeniz’de iki asker daha az.
On kişi Bağdat’ta öldürüldü, Jihads'in kanlı kolları arasında.
Sen ve ben, bunların arasında görünmüyoruz...
Burda olmaktan memnunuz, birbirimizi seviyoruz, daha sonrasında gene seviyoruz...
Bu sabah, kuş gribi tehdidi, Bavière’de çok fazla faşizm,
Iran nükleerde çalışıyor, Areva Nijer'i soyuyor.

Bu sabah, iklim üzerine rapor, farelerden başka canlı yaşamayacak!!
Alaska'da buzların erimesi ve Angola'da yüksek sıcaklıklar...
Sen ve ben, bunların arasında, görünmüyoruz...
Burda olmaktan memnunuz, birbirimizi seviyoruz ve sonrasında gene seviyoruz...
Sen ve ben, zaman içerisinde, çocuklarımızın arasında,
Hiç kimse yok, hiç kimseler yok.
Rüzgâr bile yok, birbirimizi seviyoruz.
Bu sabah...

Bu sabah, Saddam’ın infazı, ONU skandal diye bağırıyor.
Tibet, kapitalini yaratan Çin’in mermileri altında ölüyor.
Sen ve ben, bunların arasında görünmüyoruz...
Burda olmaktan memnunuz, birbirimizi seviyoruz ve sonrasında gene seviyoruz...
Sen ve ben, zaman içerisinde, çocuklarımızın arasında,
Hiç kimse yok, hiç kimseler yok.
Rüzgâr bile yok, birbirimizi seviyoruz.
Bu sabah...

Bu sabah, hava neredeyse güzel, iyi oldu bende erken uyandım
Horoz ve kuşlarla birlikte, gazeteler ve hava durumu olmadan.
Bu sabah, başka bir güne ataktayım.
Seninle birlikte aşkım,bugün her zaman uzun sürecek
Hiç o sıraya girmeyeceğiz.
Sen ve ben, bunların arasında görünmüyoruz...
Burda olmaktan memnunuz, birbirimizi seviyoruz ve sonrasında gene seviyoruz...
Sen ve ben, zaman içerisinde, çocuklarımızın arasında,
Hiç kimse yok, hiç kimseler yok.
Rüzgâr bile yok, birbirimizi seviyoruz.
Bu sabah...
...................................... çeviri: görkem ercan
*30.11.2008*

4 Ekim 2008 Cumartesi

görkem ercan_"Gülmenin Tantanasız Lezzeti"

görkem ercan_"Kahkahalara gömün hayattan çaldığınız her dakikayı, yaşamak budur işte.!." diyerek derse başlardı biyoloji öğretmenimiz. Gülmenin yararlarını fizyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayırırdı. (...)

görkem ercan_"Gülmenin Tantanasız Lezzeti"
"Kahkahalara gömün hayattan çaldığınız her dakikayı,yaşamak budur işte.!" diyerek derse başlardi biyoloji öğretmenimiz. Gülmenin yararlarını fizyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayırırdı.
Oturup uzun uzun derste işlediklerimizi yazacak değilim, sadece aklımda kalanları paylaşmak istiyorum sizlerle...
Düşündüğümüz şeylere gülmek ile güldüğümüz şeyler üzerine kafa patlatmak faaliyetlerini aynı kefeye koyuyordum çok küçükken. Birbirilerinden bağımsız olduklarını, bu cümleleri yazarken fark ettim.Konu dışına çıkmak istemediğim için sadece gülmenin faydalarından kabaca söz edeceğim. Herkesin bildiğini tahmin etmeme rağmen, ilave etmek istediklerimi gözardı etmek gibi bir lüksümün olmadığı kanaatindeyim.
Minik bir oyunla; okurları da içine katacağım, eklemelerimi yaparken...
Hayal edin ki sizler, gülmenin hiç bir faydası olmadığını ve gelmiş geçmiş en yararsız eylem olduğunu savunuyorsunuz. Ben de argümanımı örneklerle bezemek isteyen, ikna yeteneği güçlü bir kızım.
Saatler ayarlansın.!. Oyun başlıyor.!.Yıllardan beri yüzü gülmeyen bir adam varmış gezegende. Kimse onu eğlendirmeyi beceremiyormuş.Yalnızken bile doya doya kahkahalar atamayacak kadar hünersizmiş. (Kahkahalara boğulmak yetenek mi yoksa beceri mi, o da tartışılır..) Yaş kemale erdikçe yüzündeki çizgileri göremiyor, bu yüzden de kendini her daim genç hissediyormuş.
Bir gün hiç istemediği uzun bir yolculuğa çıkıvermiş. Karşısında eğri burunlu, kambur, çirkin mi çirkin bir kız belirivermiş. Mendebur adam başlamış gülmeye. Kendi gözyaşları içerisinde kaybolurcasına üstelik...
En sonunda herkes gibi gülebildiğine inanırken bir anda yummuş gözlerini. Zamanında gülemediği tüm şeyler için duyduğu pişmanlık bile gecikmiş durum böyle olunca.
*
Geleceğe demir atan insanlar olarak belki de önümüze yüzümüzü güldürecek şeyler çoğu zaman çıkmıyor,yahut çıkanları biz fark edemiyoruz. "Traji komik" terimini meşrulaştıran vakalar son zamanlarda o kadar arttı ki,en büyük sis dalgaları bile ortalığı bu kadar kolay yıkıp geçemez herhalde.
Yaşlı adamın; dudaklarından önce gözlerindeki gülümsemesinin nedeni, çok da kaydadeğer değil aslında... lakin, içindeki hırs hatta kıskançlıktı onu bu gülünç duruma iten.
Dizelerine değer verdiğim bir usta, "Hayatı ciddiye alarak yaşayacaksın" diyerek öğüt veriyor; gülmenin ciddiyetten uzak kaldığını düşünen kaç kişi var bugün? Soluduğumuz hava yaşamın kısa olduğunu yeterince ispatlamıyor mu, öyleyse neden gülmekten nefret etmek?
Bu sorunun cevabi haddinden fazla uzun olabilir ama her şeye rağmen gülümseyebilmek sizce de bir erdem değil mi? Fiil olarak bile iştahımı açmaya yetiyor benim...
Şimdi kendi halime çok gülüyorum, “Ne kadar dağınık yazıyorum.” diye... Anlattıklarım ne düşündürüyor, ne de güldürüyor... Cümlelerimin her biri birbirinden bağımsız gibi... sizler de gelin görmezliğe verin beni :)
“Yüzünüzden gülücük eksik olmasın.!” diye, banal bir final yapmayacağım, aklinizin ucundan bile geçirmeyin, gücenirim :)
“Son gülen iyi güler. / Gülme komşuna, gelir başına.”
türünden atasözleri ve bilumum deyimleri de sıralamayacağım.. Sadece tek istediğim; yanağınızda elini kolunu sallayarak dolaşan gözyaşlarınızın kaynağının, gülmek kadar asil olması...
*
Esen kalmak için gülücüklere her zaman ihtiyacımız var. elimden geldiğince bunu izah etmek istedim. Belki sizlerle paylaştıklarım çok da ikna edeci yahut şehvetli değil... mümkün olduğunca gösterişten ırak kalmaya çalıştım...sürç- ü lisan ettiysem de affola.!.

Gözlerinizi yormayı başardıysam eğer ne mutlu bana :))
Ufak bir dipnot :Ağlarken gözyaşlarımız tuzlu, gülerken ise tatlı..
Ağlarken protein kaybettiğinizi biliyor muydunuz.?.
***Olaya bilimsel bir çerçeve geçirirsem, oyunu kazanabilme olanağımı katmerleyebilirim diye düşündüm :)
Saygılarımla...
*23.09.2008*

30 Ağustos 2008 Cumartesi

görkem ercan _ bir MİZAH VE ŞİİR dostundan,
tüm MİZAH VE ŞİİR Dostları 'na...
.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Görkem ERCAN*ADI KONMAMIŞ ŞİİRLER-I-
Elimde canlı bir şeyler duruyor, tutmakta güçlük çektiğim
Her ne kadar uysal olsa da, korkutuyor beni kaybetme ihtimali
Ya düşerse diyorum ben uyurken,ya parmaklarım kuvvetten kesilirse?
Avuç içimden bir ses geliyor kulağıma, ben hep burda olacağım diyor...
Ben yine de korkmaya devam ediyorum ama, neden aynı neden değil.!
Tatlı bir korku bu,anlatması güç her ne kadar anlaması kolay olsa da..


Yüreğim grev hakkını kullanmak istiyor sırf zamana inat
Pankart tutanlar arasında bir çift göz, minik bir burun
En arkalarda ise bir grup kirpik ve iki elma yanak yürüyor..
Zavallı vücudum bitap... isyan bayrağını çekti çekecek.
Damlaya damlaya göl olan hasrette bir gün taş sektirirken,
Anarşist yüreğim kayıp dakikaların ardından dalgasını geçecek


Geleceğin üzerine hiç bu kadar titremedik değil mi?
Geçmişe de aşk olsun,ne kadar güzel sakladı seni.!
Varlığına dair en ufak bir ipucu bile vermezken...
Şimdiki zamanın kulağını çekmek gerek / gelecekte azarlamaktansa
Yine de seviyorum onu, neden mi diyorsun bana?
Etim altında saklanan kalbimi ,hecelerimin her birine bölüştürdüğü için.


................. Görkem ERCAN*Fransa
Görkem ERCAN_ADI KONMAMIŞ ŞİİRLER-II-
Yürüyorum yine kekik kokan tarlalarin göğsünde...
Ellerin yok, ama hissediyorum onları ceplerimde.
Siyah ceketinin üst düğmesi yine eksik,
Omuzlarında uçuşan saçlarınsa nemli!
Buruk bir tat var damağımda, dilim yanıyor sanki.
Gözlerindeki ekşi hüzün olmasın nedeni?
Git diyorlar bana gidemiyorum,
Gel dediklerindeyse duramıyorum yanlarında.
Sitemim desen neye ve kime belli değil,
Usulca yağıyor yağmur, rüzgarın sesi kesilmiş.
Bulutlar siyah ve beyaz arasında gidip gelirken,
Gökyüzü kararsız renklere bürünüyor..
Yabancı simalar var her yerde, tanıyorum onları
Belki de yabancı olan sensindir, tanıyamıyorum seni.
Hayattan ödünç aldığımız dakikalar ne kadar dürüst?
Polyanna bile sahtekar diyorlar,mutlu olan Pinokyo..
Gülüyorum şimdi sırf sana inat, gel de inanma!!
.................................   Görkem ERCAN 

Görkem ERCAN _Adı ADI KONmamış Şiirler
-III-
Koskocaman bir yürek,
.....Sahibesi sensin de ne demek?
Ustaca yazılmış şiirler,
.....Sana adanmış da ne demek?
Katedilmiş onca yol,
.....Sana geldim de ne demek?
Bağırırken ağlamak,
.....Seni düşündüm de ne demek?
....................... 24.o8.2oo8
*  görkem ercan _adı konmamış şiirler
 -IV-
Son damlayı da yutup şehri terk et!
......................dedi içimdeki ses...
Dinlesem ayrı, dinlemesem ayrı dert
Hüznün buram buram koktuğu yaşlı bir surat
Bu kadarı yeter, haydi sen eve.!
................diyerek yolculadı beni mösyö Cynac

Koşarak aştım yüce yokuşları
Bir de dans ettim ağaçlarla
Deli dediler aldırmadım
Kulaklarım sağırdı
.......................işitmedim
Başımdaki uğultuyu sabaha kadar dinledim
Ağladım ve sızdım bir köşede
Uyandığımda hava yağmurluydu
................................. ıslanmıştım

Ellerim titrerken devirmiştim şarabı
Dişlerim sararmıştı
..........vitrinin camlarına bakınca fark ettim
Peynirli poğaçalardan bir tane çalıp
................yanımdaki kediye verdim..
*
Hayat nedir diye sordum kendime
............ eksik kaldı cümlelerim
tamamlayamadan kapadım gözlerimi
açmamak üzere... / bir daha

............................. Görkem ERCAN
 _ Adı Konmamış Şiirler
-V-

Tamam, her şeyi anladım diyelim
Pencere kenarında uyuyakalırken
Aklıma seni getirdim
Onca yılın hesabını yaparak
İçimde bıraktığın seni özledim

Tamam, kendime kızdım diyelim
Balkonda ıhlamur yudumlarken
Aklıma seni getirdim
Geleceğin hesabını yaparak
İçimde unuttuğun seni özledim
............................ Görkem ERCAN
* Görkem ERCAN _ Adı Konmamış Şiirler
-VI-
Tamam, ikimiz de haklıyız diyelim
Kar tanelerini itinayla izlerken
Aklıma seni getirdim
Şimdiyi yalnızca yaşayarak
İçimde büyüttüğün seni özledim

Zorlamasam olmuyor bildiğin gibi, icraata gelince kilitleniyorum
Yüzüme takındığım ifade yetmiyor mu anlatmaya yoksa?
Bana sevgiden bahsetme, ikimizden bahset uzun uzun
Dizleri üzerinde duran esarete kız ve gidelim buralardan...
Yorma güzel düşlerini, ıslatma sakın rüyalarını geçmişle
Kırdığın kalemleri toparlamaya bak ve yaz bana uzun uzun
Sonunda bulacağız elbette göle düşen yıldızları
Yaşayabildiğimiz kadar kısa, yaşayamadıklarımız kadar derin
Hayata sesleneceğiz birlikte, demlenmekte olan çayı yudumlayıp...
Ardı sıra gelen mevsimleri tadacağız coşkuyla, bıkmayacağız hiç
Müzik yelpazesini açıp dinleneceğiz dev ağaçların gölgesinde
Göz kamaştıran güneş batmaya başladığında geri döneceğiz
Kimliğimizi kaybettiğimiz kalabalık ve oyma taşlı caddelere...-
.......................... Görkem ERCAN
*Görkem ERCAN _ Adı Konmamış Şiirler
-VII-
Ağır ağır ilerliyordu tren
......... Sen garda beni beklerken...
Bir an önce inip
...........boynuna atılmak istiyordum,
Ama öncesinde uzun uzun
...................... sana bakmak.
.............. Bir anda tutmak ellerini,
Gözlerini seyre dalmak
Ve yüreğine dokunup
................ Atışlarını yakalamak...
.................................*görkem ercan_Adı Konmamış Şiirler
-VIII-
Saçma sapan ışıklar gönderen güneşe kızdım bugün,
Uzun uzun yürüdüğüm yollara bakıp
Yeşil elmayı dişleyen fareye gülümsedim...
Kağıt helvayı paketinden çıkartırken bugün,
Tazelenen merakıma bir yenisini daha ekledim
İçinde sen, ben ve biz olan, tahmin edersin...
Sorumluluk sahibi bir ablayla görüştüm bugün,
Kardeşinin soğuk ellerini hırkası içinde ısıtan
Batmakta olan güneşe bir kez daha küstüm...
.
Hızına yetişemedim kıyıya çarpan dalgaların bugün,
Beyaz köpük keyiflendirdi beni sessizce
Yıldızları ceplerime doldurup, saçlarımı rüzgâra verdim..
*-*..................... Görkem ERCAN _ Adı Konmamış Şiirler -IX-
Bilmediğim bir yerde, fark etmeden kaybettim onu.
Minik kar topunu yuvarlayıp, pencere camına atarcasına özgür ve,
Bir o kadar tedirgin gri güvercine gülerek saatlerce, bozdum sudaki gölgemi...
Elimdeki son resmi buruşturup attım bir köşeye.
Kadehe öfkelenmiş mum ışığı misali parladım ve eridim geceleri sessizce,
Sağanak yağmur boğamadı gönlümdekini, bana bırakmak ereğiyle belki de...
Renkli raptiyelerle tutuşturdum duvara sevgimi.
Sobada yanan odun sesleriyle uyandım bir sonraki manasız güne ve
Hiç durmadan sembolik sessizliklerin benimle oluşunu dert edindim kendime...

................ Görkem ERCAN