Görkem ERCAN'dan mektup:HAYATTIR KENDİNİ YENİLEYEN & "İki Bülbül Bir Karga "

Sevgili (...) Uzaktaki Yakınım,
Bahar öylesine çabuk geldi ve gitti ki, ardında düşe kalka büyüyen umutlar bırakarak tabii...
Sessiz bir yaz var şimdi kapıda , havayı soracak olursanız "Bir içim su.!.” derim, mutlu olmamak kaçınılmaz böylesi aylarda.
En son nerede bıraktım sizi, en son ne zaman başladım yazmaya, bunları merak ediyoruz öyle değil mi?
görkem ercan_ Güzel şeyler oluyor hayatın her dakikasında, belki de ben, oluşan güzellikleri fark ettiğim için olacak, bilemiyorum... Yeni adımlar, yeni insanlar, yeni hikâyeler ve her şeyden özeli yeni kelimeler.
Evet, yeni kelimelere değiyor gözlerim, onları cümleler içerisinde kullanmak için can atıyorum şimdiden. İspanyolcadan söz ediyorum. Bir bavula birden fazla dil sığdırabilmenin verdiği mutluluğu, o ülkelerin yazarlarını daha iyi anladığımda da yaşıyorum. Lorca'nın acısını daha iyi hisseder oluyorum derinimde, Hernandez'in oyunlarını seyrederken gözlerim dolup dolup boşalıyor ve bunlar yeni bir dili öğrenmiş olmanın beraberinde getirdiği büyük artı sayesinde oluyor şüphesiz.
Dünyada ne kadar dil varsa hepsini konuşabilmeyi isterdim küçükken, şimdi ise sessizliğin kalbinde yatan huzuru arıyorum.
Yormaya başlıyor hayat, her defasında gücüme güç katarak, belki de bu yüzden ses etmiyorum. Dünya ağır geliyor demiyorum, böyle anlaşılmasın, hangi yaşta olursam olayım, omuzlarımda taşımaya razıyım onu. Kafamın içindeki dünya ağır gelmeye başlıyor bazen. Fazla düşünmek duyguları yıpratıyor ancak, bunu öğrendim. Ziyan olmasınlar diye duygularımı zaman zaman döktüğüm oluyor beyaz kâğıda lakin mürekkebin de biteceği tutuyor bazen.
Yarıda kalmış pek çok şey var, tamamlanmak istemeyen. Biriktirdiklerim sığmaz oldu ele avuca. Yarın sabah erkenden kalkıp yürüyeceğim. Sizin için de çekeceğim lavanta kokularını ciğerlerime. Bir de bakmışsınız ki lavanta tadında şiirler uçup konmuş ellerinize.
Akdeniz'den emsali görülmemiş düşler gönderiyorum size ve sevdiklerinize.
En kısa zaman diliminde birleşmek üzere , esen kalın.
Uzaktaki Yakınınız,
Görkem
Evet, yeni kelimelere değiyor gözlerim, onları cümleler içerisinde kullanmak için can atıyorum şimdiden. İspanyolcadan söz ediyorum. Bir bavula birden fazla dil sığdırabilmenin verdiği mutluluğu, o ülkelerin yazarlarını daha iyi anladığımda da yaşıyorum. Lorca'nın acısını daha iyi hisseder oluyorum derinimde, Hernandez'in oyunlarını seyrederken gözlerim dolup dolup boşalıyor ve bunlar yeni bir dili öğrenmiş olmanın beraberinde getirdiği büyük artı sayesinde oluyor şüphesiz.
Dünyada ne kadar dil varsa hepsini konuşabilmeyi isterdim küçükken, şimdi ise sessizliğin kalbinde yatan huzuru arıyorum.
Yormaya başlıyor hayat, her defasında gücüme güç katarak, belki de bu yüzden ses etmiyorum. Dünya ağır geliyor demiyorum, böyle anlaşılmasın, hangi yaşta olursam olayım, omuzlarımda taşımaya razıyım onu. Kafamın içindeki dünya ağır gelmeye başlıyor bazen. Fazla düşünmek duyguları yıpratıyor ancak, bunu öğrendim. Ziyan olmasınlar diye duygularımı zaman zaman döktüğüm oluyor beyaz kâğıda lakin mürekkebin de biteceği tutuyor bazen.
Yarıda kalmış pek çok şey var, tamamlanmak istemeyen. Biriktirdiklerim sığmaz oldu ele avuca. Yarın sabah erkenden kalkıp yürüyeceğim. Sizin için de çekeceğim lavanta kokularını ciğerlerime. Bir de bakmışsınız ki lavanta tadında şiirler uçup konmuş ellerinize.
Akdeniz'den emsali görülmemiş düşler gönderiyorum size ve sevdiklerinize.
En kısa zaman diliminde birleşmek üzere , esen kalın.
Uzaktaki Yakınınız,
Görkem
Fransa / 18 Haziran 2011_ 01:39
***====================================================================================***

Kim derdi ki bir gün yolum , tarihin baslangıç noktasına düşecek diye ?
Kim derdi ki cebimden çıkar(a)madığım ellerim, yedi yüz senelik kol kemiklerine dokunacak diye?
Kim derdi ki bir gün , düşlerimde gördüğüm , en tatlı gerçeğe dönüşecek diye?

Bilen bilir , Türkiye'deki üniversiteler, nazarım değmesin , baba felsefelerin konak yeri gibidir mübarek. Ne gibi mi ? Bugün hepimizi ilgilendiren , sosyo ekonomik tarafı ağır basan bir felsefe var her şeyden evvel yurdum fakültelerinde. Belki de öğrenci yurtlarından başlamalı çekirdeğe inebilmek için :)) " Doğuştan fakir olanın tuzu kurudur. Fakirliğe " Merhaba " diyenin kurutacak tuza duyduğu sevda içler acısıdır. " El bebek gül bebek büyüyen genç bayanların ve bayların camii avlusundan beter öğrenci evlerinde bir kap sıcak yemeğe ve iki tatlı ana-baba öğüdüne besledikleri hasret hangimizin kulağina yabancı? Elin memleketinde elli farklı jenerasyonun gelip geçtiği masalarda beyinlerine ilim nüfûz edilirken, Türkiye'de her on senede bir araç gereçlerin yenilenmelerine rağmen sağlam kalmadıklarını bugün benden öğrenecek değilsiniz öyle değil mi? Bir de öğrenci harcı dedikleri bir zımbırtı var , üstelik çesit çesit. Bölümün neyse ona göre cûzi bir miktar ödüyorsun . Fransa'da bir kereye mahsus olmak üzere dört milyon kadar ödeyerek (devletten aldığın parayı devlet okuluna yatırıyorsun oysa ki Türkiye'de büyüklerinin alın terini kime ne diye verdiğin aşikâr , neyse parantezi burada kapattım bile ) eğitim hayatın boyunca istediğin fırsatlardan dilediğince yararlanabilirken yurdumda , onca parayı ne şekilde değerlendirdiklerini merak etmeden kendini alamıyorsun bir türlü. Toplu şekilde gömülüyorlarsa nereye? Altın alınıpbozduruluyorsa kimin için? Rakı masalarında çarçur ediliyorsa kimlerle? Vb vb vb vb... Sıra geldi ege meselesine :))"Karşit görüşlü öğreciler arasında çıkan kavgada altı öğrenci tutuklandı, sekiz öğrenci hakkında soruşturma baslatıldı"... Fakültelerden aldığımız haberlerden yalnızca biri. Uygarlık seviyesini yükseltecek zaman öğrencilerde yok , kavgadan baslarını alamıyorlar ki garipler. Kimse de adil bir çözüm sunmuyor onlara.
Fotoğraflarda her zaman mutluluklarla karşılaşabilmek imkânsızdır tabii. Popper abiye göre doğrunun doğruluğundan emin olamayız ama yanlışın doğruluğundan emin olabiliriz ( bakınız falsifikasiyonizm , bir nevi reddetme ) her daim. Yani tek bir mutsuz fotoğraf varsa ortada , bütün fotoğraflarda mutluluğu temsil edenleri aramamamız gerektiğini biliriz. İşte o hesap birazda. Neşeyle anlatılan üniversite hatıraları traji-komik hikâyelerdir çoğu kez. Ama her şeye rağmen anlatılırlar. Yiğidi öldür hakkını yeme tarzında komik anılarda vardır şüphesiz. Misal , staj yapmak için görev aldığı acil servise belini tutarak gelen yaşlı teyzeye " Neyiniz var teyzecegim ? " diyerek tüm iyi niyetiyle sorusunu soran arkadaşa , "Sen de bilmiyorsam ben nereden bileyim aa gızım" diyerek karşılık veren tonton teyzeyle Montpellier'de karşılaşabilmeyi çok isterdi bu gönül. Yahut, "Dallarimda mökkem bir ağrı var, iki çiğnetsek geçmez mi doktor hanım?" sorusuyla gelen yaşlı amcayı görebilmeyi... Bir de soyunurken utanan hastalar grubu var." Bacaklarımı kocama bile göstermem sana ne diye göstereyim doktor bey" diyerek ağrıyan bacaklarından şikâyet edenlerin bir araya geldiği şenlikli bir gruptur. Grup üyelerinden birini görev alacağım hastahanede görmeyi isterdim şahsen. Gülmekten çene kaslarınızı ağartanlar ise genelde hekimin sorularına korkarak yahut tereddüt ederek cevap veren hastaların oluşturduğu gruptur. Ateist oğlundan gizleyerek tuttuğu orucu hekimin "Oruç tutuyor musunuz, ilâci ona göre vereyim " demesi üzerine , oğlunun gözlerine baktıktan sonra ivedi şekilde "Tutuyordum ama bıraktım!!" diyerek yanıt verenlerin öncülük ettiği ve ne yalan söyleyeyim mutlaka görmem gerektiğine inandığım gruplardan sadece bir tanesidir.
Yurt dışındaki fakültelerde yahut fakülte hastahanelerinde anlatılacak bir şey fazla yoktur. Her şey olması gerektiği gibidir ve belkide traji-komik dedikleri de böylesi bir şeydir. Eeeee, ne demişler (bendeniz) , "Önümdeki aşı alın razıyım ama muhabbetim benimdir karışmayın...".
Karganın sesini bilmeyene bülbüllerle dolu bir bahçe vaad edilir mi hiç? Kürkü olmayana kral, sohbeti olmayan yere yuva denir mi?

Sohbetlerinizin bol olması temennisiyle dostça kalın efendim....
Görkem ErcanMontpellier,
Fransa_03 Aralık 2009_16:35
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder