31 Temmuz 2007 Salı

"neHABER?"leri sizin için irdeleyen, *basında fırtınalar estiren korkulu rüya OMBUDSMAN Dobu EZMAN ABİ, pek yakında... *Gelmesi yakındır.. Bekliyoruz!




















*OMBUDSMAN Dobu EZMAN ABİ,
dişlerini fırçalamak için çıktıydı... Çıkış o çıkış...
***
-Yav arkadaşlar, Ombudsmanımız Dobu EZMAN ABİ dişsiz değil miydi?..
-He'ee !.. Niye sordun ki?..
-Hiç, öylesine...
-Öyle miii?.. E, o zaman yine sor!..
-Neyi?..
-Neyi olacak, soruyu?..
-Hayır hayır, sormiycam!...
-Öyle miii?.. Hi hi hehim hi hi !... Tamamdır!... Sana boşuna hamburger çocuğu demiyorlar oğlum!... Hi hiii !... Lafı nasıl oturttum ama!.. He hi... hi him '..
***
-Yav arkadaşlar, bu gidişle EZMAN Abi'nin geleceği yok!..
-He'ee !... Biliyoruz!..
-Diyorum ki...
-Hiç zahmet etme, ne diyeceğini de biliyoruz.. Gazetedeki köşesi boş kalmasın diye, eski yazılarından koyalım diyeceksin... Hi hi hehim!..
-İyi de, ne diyeceğimi nasıl anladın?..
-Her zaman yaptığımız şey... EZMAN Abi'nin gazeteye "taze yazı" yazdığı görülmüş şey midir?.. Hehim, hi hiii!.. Len oğlum,sana hamburger çocuğu demek az bile... Hi hiii!.. Lafı nasıl oturttum ama!.. He hi... hi him '..
***
Neyse...
Nasıl olsa acelemiz yok, bekleriz. EZMAN Abi bu, tükürdüğünü yalayacak değil ya!. Gazete baskıya girmeden mutlaka yetişir ve yazısını teslim eder...
Böyleleri söz verdi mi, mutlaka sözünde durur.
Zaman da su gibi akıyor... Öfff, içim daraldı...
Yok canım, kesinlikle gelir!
Bekliyoruz.

Geliiiiiir!...
...-...0...-
sevdakâr çelik

*Bilgece yazılmış bir MEKTUP; Sayın Melda ASLAN'dan.*


"HEYKELTRAŞ, TAŞTAN ÖNCE KENDİNİ YONTMALI"
Mizah ve Şiir...
Bu fikir ancak ve ancak sizden çıkardı.
Çünkü siz bir sanatçının, sanatın her dalında bilgi sahibi olmasını savunursunuz hep...
Heykeltraş, taştan önce kendini yontmalı;
ressam, tuvalden önce kendini boyamalı;
şair, şiirden önce kendisini yazmalı;
yazar, romandan önce kendi hayatını biçimlendirmeli...
Ve tüm bunları yaparken de bir heykeltraş aynı zamanda ressam, şair, yazar, oyuncu;
bir ressam aynı zamanda heykeltraş, şair, yazar(...);
bir yazar aynı zamanda heykeltraş, şair, ressam, oyuncu (...) olmalı.
Yani bir sanatçı tüm sanat dallarında yetkin olabildiği zaman SANATÇI olur.
(Bunlar sizden öğrendiklerimle, kendimce yaptığım yorumdur; tabii size yürekten katılarak)
BLOG internet sayfanızın -her yönüyle- dolu dolu bir sayfa olacağına ve
bizlere yol göstereceğine inanıyorum.

Yolunuz açık olsun!.
Saygılarımla

Melda ASLAN
30.07.2007 tarihinde Melda ASLAN yazmış:
...........................................................................
MİZAH VE ŞİİR'İN NOTU:
Bilgi?..Evet!...
Bilgi?.. İddialı bir sözcük... Hatta, "Bilgiliyim!" diyen için
fazlasıyla tehlikeli bir sözcük...
Öyle ya, dünyanın beynindeki tüm bilgilere sahip olmak ne mümkün?
Şöyle mi desek...: Bilgi; ama daha çok, sezgi... daha çok, duyarlılık...
Yaşamı, mideden aşağı değil; mideden yukarı odaklama ilkesi...
***
Toplumsal yaşamı sağlıklı ve dünyayı yaşanır kılmak için,
-Salt sanatçıların değil- tüm insanların -mümkün olduğunca-
kendi "iç örgütlenmesi" ni yapması gerekliliğine inanmaktayız.

Ancak, kabul etmeliyiz ki; sanatın ve sanatçılığın iddiası vardır. Kaçınılmaz olarak bu da onu diğer insanlardan ayırır. ( "Üstün kılar!" demeye de getirmiyoruz.)
Sanat, hayatı yeniden biçimlendirmek peşindedir.
***
İddiası olanlardan, iddialarına denk düşen şeyler beklemek kusur değildir.
Demek ki sanatçı;
...............görüp yaşadıklarından memnun değildir ki, hayatı yeniden biçimlendirmek istemi duymaktadır.
...........Evet, biçimlendirmek!.. "BOZMAK" değil.
***
Mizah, memnun olmadığı için muhaliftir. Bozmak değil, düzeltmek savındadır o da.
Sanatın diğer dalları da; görüp ve yaşadıklarından memnun olmamanın sonucu olarak;
güzeli ve doğruyu arar...
***Güzel ve doğruyu arayan ve ürünleriyle başkalarını da etkileme / biçimlendirme arzusunda olan sanatçıdan, güzel ve doğruyu beklemek yanlış değildir. Haksızlık hiç değildir.
Bu bilinçten yola çıkması gereken sanatçı, bunun farkında(olmalı)dır.
Sanatçının ,"Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!" türünden bir eğilimi / lüksü de olamaz.
"Olamaz!" sözcüğünü bilinçli olarak kullandım, "dayatmacı" izlenimi verse de... Çünkü sanatçı, -zaten- yaptığı işi "lüks" görmeyendir. Dediğini yapan, yaptığını diyendir...
Sanatçı, "kendini SARAYLI zannetme" vehmine de kapılmayandır.

"Estetik" istem ve iddiası olan sanatçının; örneğin bir şairin ŞİİRİNİ "kazıdığımızda", altından ŞİİR GİBİ bir insan çıkmalı. Yani; "taşı yontan" sanatçının, önce kendisinin yontulmuş olması...

Kendisini yontamayan; seni beni nasıl -ve hangi malzemeyle- yontabilir ki?
***
Değerli Melda Hanım,
Sözleriniz mutluluk verici... Sağ olun!..
Biz, övgülerinizden çok, hayatımızın içinde sizin gibi değerli / bilinçli insanlar olduğu için sevinmekteyiz.
Övgü ve alkış almanın kötü olduğunu kim söyleyebilir?..
Yeter ki, dev aynamız olmasın !..
***
Sizi saygıyla selamlıyorum...

...........................................sevdakâr çelik

........................... -*-
Sayın izleyicimizin görüşlerine denk düşen
ve onu haklı çıkaran
iki görsel malzemeyi sunuyoruz şimdi de.
Roman ve öyküleriyle tanıdığımız iki unutulmaz yazarımızın "çizgi" konusunda da ne denli marifetli olduklarının belgesi sayılmalıdır bu görsel ürünler.

29 Temmuz 2007 Pazar

***melih cevdet anday'la güne ve dostlara merhaba!..**



















“Tüm sanatlar gibi, şiire bakma da eğitim gerektirir.
Bu eğitim mutlaka gelecektir.
O zaman insanlar, cahillere ve yalancılara aldanmayacaktır.”

Melih Cevdet ANDAY

*gelin bir göz atalım melih cevdet anday’ın sanat dünyasına...*

Sevgili Dostlar, 
Sizi sıkmayacağını umduğumuz ölçüde, Melih Cevdet ANDAY’a ilişkin bir şeyler paylaşacağız bugün... Onun düşüncelerini, sözlerini ve şiirlerini...
*.*
MİZAH VE ŞİİR “BLOG”U; sanat eylemlerinde mizah ve şiiri birlikte kullanan sanatçılara projektör tutma amacındadır.

Mizahı şiirden, şiiri mizahtan ayrıymış gibi düşünmeyen sanatçıların dünyasında gezinmeye çalışacağız bu nedenle ...

Bu ifademize konu olan sanatçılar, yaptıklarının “özel bir şey” olduğu kuruntusuna kapılmazlar. Sanatçıya dair bu gerçek, bize de şaşırtıcı ve olağanüstü bir “hal”miş gibi gelmemeli. Onlar için doğal bir durumdur bu. Doğaldır, çünkü –yaygın olarak bilinenin aksine- sanat ürünleri tek yanlı beslenmelerle ortaya çıkmaz.

Zaman içinde, - bu görüşümüze denk düşen birçok sanatçıyı-, birlikte tanımış olacağız.
Ve ...
“Ben şair adamım abi, tiyatro miyatrodan anlamam abi!” demenin nasıl bir itiraf olduğunu_ ...ve  de
usta işi şiirlerin arkasında, aslında, TİYATRO, RESİM, DİL , MATEMATİK, MÜZİK (...) bilinç ve becerileri -ya da sezgisi- olduğunu fark edeceğiz.
***
Kuşkusuz -ilk fırsatta aklımıza gelmeyen- çok farklı sonuçlara da varılacaktır, Melih Cevdet’le ilgili aşağıdaki yazı okununca. 

İzninizle şunu da söyleyelim:
Şiirine mizah ve hiciv tozları da serpiştiren Melih Cevdet ANDAY, “sahne tozu da yutmuş” bir usta ozanımızdır...

Demek ki; usta işi şiirlerinin harcında, başka sanatlardan sağlanan şeyler de var.
Biz, dikkati buraya çekmek istedik.
..........................Sevdakâr ÇELİK
......................................................29.o9.2oo7

MELİH CEVDET ANDAY...............................................Zeynep ORAL’a anlatıyor:
..............................................(On İnsan Bin Yaşam- 15.o8.1988)
(...) “Bir de tiyatro kulübü vardı lisede. Orhan (O.Veli KANIK) da benim gibi tiyatroya tutkun. Oktay (O.RİFAT) da gelirdi temsillere... Hiç unutmam, bir gün Raşit Rıza Tiyatrosu geldi Ankara'ya. Provalarını izlememize Raşit Rıza izin verdi. Hâlâ övünürüm, bize "Siz neler okuyorsunuz bakalım" diye sordu. Söyledik;
"Okuyun bakalım dedi..."
Ve Melih Cevdet ezberinden "Zor Nikâh"ı okumaya başlar (“Bugün de okuyabilirim" diyor). Ama o gün heyecandan, bir türlü devamını getiremeyecek ve tiradı Raşit Rıza kendi tamamlayacaktı. Hiç unutmadığı anıları arasındadır... Bir de Raşit Rıza, bu tiyatro tutkunu gençlere, figüranlık rolleri verir, onlar da bu figüranlığı, uzata, uzata, müthiş rol keserek oynarlar.. .
"Üç arkadaş şiirlerimizi birbirimize okurduk... Şimdi sanıyorlar ki üç kişi bir araya gelirse ekol kurulur. Hayır, kurulmaz. Garip hareketi bir tesadüftür... Ben İngiliz şairleri seviyordum. Onlar daha çok Fransız şairleri seviyorlardı. İngiliz şiir antolojilerini okuyor, onlar ne yapmış diye bakıyordum... Genç şairlere tavsiyem, bir şaire çok dikkatle bakmayı öğrensinler... Sonra biz üç arkadaş dille oynamaya başladık. O zaman ben de Fransız şairlerini okumaya başlamıştım... "
Bir an için durdu, ve sonra kocaman bir gülümsemeyle ekledi:
"Biz üç arkadaş, şiir yazarken nasıl şaka ediyorduk bilemezsiniz..."
İnceden inceye bir nostalji mi diye bakıyorum Melih Cevdet Anday'ın yüzüne... Hayır, sanmıyorum.
O sürdürüyor, hep o keyifli gülümsemeyle:
"Hele o Birinci Osman, Birinci Orhan şiirimi okuduğumda gülmekten Orhan'ın gözlerinden yaş geldi, çok sevindi. ‘4 x 400 Engelli’ adlı şiiri okuyorum. Şiirin başında ‘hızlanarak okunacak’ diyor:

*Birinci Osman
Birinci Orhan
Birinci Murat! İkinci Osman
Üçüncü Orhan
Dördüncü Ahmet! Beşinci Mehmet
Üçüncü Osman
Altıncı Mehmet! Dayan Mehmet!
Dördüncü Osman
Yedinci Ahmet! İkinci Osman
Üçüncü Mehmet!..
.................Mehmet birinci. “...
Evet çok gülmüşlerdi... Şimdi daha az gülüyor Melih Cevdet Anday:
"Dünyayı şakaya alıyorduk. Gerçekten devrimci bir şiir olduğunu sonradan anladım. Çünkü bu şiir alaydan çıkmıştı. Alay etmezseniz hiçbir şey çıkaramazsınız. Biz düpedüz' alay ettik... "
Bir ara sessizlik oldu. Sessizlikte söylenen bir tümce "Orhan da, Oktay da öldü..." (...)
*.*



*Şiir, imge sanatıdır, ama..

"Şiir imge sanatıdır, ama imge yakalamaktan ibaret değildir. Kısa kısa imgelerden nefret ediyorum... Ben uzun şiirde birtakım temalar yakaladım. Temayı geliştirerek uzun şiir sürdürmek önemli. 'Kolları Bağlı Odysesus', 'Troya Önünde Atlar'ı örnek verebilirim. Övünmek gibi olmasın ama Türk şiirinde bunu eskiden beri yapan yok... İleride benim şiirim üzerine inceleme yapılacağına inanıyorum."
Melih Cevdet Anday'ın, nice güzelim dostluklar yaşadığını hep biliyoruz. Ama edebiyat tartışmalarını, edebiyat çevrelerini izleyenler onun sayısız düşmanlıklar da, yaşadığını biliyor.
Dostluk ve dostluğun yitirilişi, düşmanlıklar üzerine konuşmak istiyorum:
"Dostluklar demek düşmanlıklar demektir" diye başlıyor söze... "Asıl düşmanlıklar vardır yaşamda, dostluklar yoktur. Sizin bir mutluluğunuzdan, bir başarınızdan gerçekten sevinecek kimseyi bulamazsınız. Asıl olan düşmanlıklardır. (...) tarihte kalacak en önemli şiirimi 'Tohum'u yazdığımda iki arkadaşım da yadırgadı... Oysa hani biz beraber büyümüştük..." Bir an için durdu ve sürdürdü:
"Hem bu soruna o kadar önem vermeyin. Bir şair kendi kendine, bir yol, bir teknik bulacaktır. Sanıyor musunuz ki, bunları bulunca arkadaşları sevinecek... Hayır."

Bu, çok sert bulduğum "hayır" dan sonra Melih Cevdet nedense yeniden şiire döndü:
"Küçük imgeler bulmak, iki üç mısrayla şiir yazmak doğru değildir. Bunu batı müziğinden örnek alarak da söylüyorum. Batı müziğinde bir tema bulunur, geliştirilir. Alaturkanın, alafrangadan farkı, budur. Ondan alaturka geri kalmış müziktir. "
(...)Ben, şairlerin kafadan patlatmadıklarını, eski şairlerden yararlanarak bir yere geldikleri araştırılsın, söylensin istiyorum."
(...) ”Sanatla devrim yapılmaz, sanatta devrim yapılır”. (...)Şunu yine söyleyeyim: Yazar, şair, kendi alanında devrim yapar. Bu ister istemez toplumun devrimi demektir... Garip, şiirde sarsıntı yaptı., Garip hareketi devrimci bir harekettir. Burjuva duygularını yıktık. Etkisi hâlâ devam ediyor."

Melih Cevdet Anday'dan bugüne gelmesini istiyorum. Bugün karşılaştığımız başlıca kültürel sorun onca ne?
"Bu soru, politikacılar, köşe yazarları için başka anlamlandırılır. Sanatçı içinse, sürekli bir düşüncedir. Ben topluma egemen olan beğeniyi yıkarsam, kendi alanımda devrim yapmış olurum. Sanatçılar bu devrimi yapmazsa siyasetçiler hiçbir şey yapamazlar... Ben bizim toplulumuzun bireyini daha ince düşünür, daha ince duyar bir duruma getirirsem yeni dünyayı anlamak için bir ufuk açılmaz mı?.. Sanatı, şiiri gelişmemiş ülkelerde politikacı hiçbir şey yapamıyor...(...)
"Eğer tüm sanatlar siyasetçinin sözü üzerine gitseydi (hareket etseydi), o memleketler hiç ilerlemezdi. Çünkü siyasetçiler kısa zamanda iddialarından vazgeçiyorlar. Sürekli olan düşüncedir, sanattır."
Ve Melih Cevdet Anday, sanatçıyı, düşünürü yücelten örnekler veriyor tarihten: "Chopin, Polonya'yı terk etmiş, Fransa'ya yerleşmişti. Ama Hitler Polonya'yı işgal ettiğinde, tüm Avrupa ayağa kalktı, Chopin'in ülkesi istila edildi diye... Mozart, Fransız ihtilaline karşı bir adamdı. Ama ben Mozartsız yaşayamam... Hitler, askerlerine gördüğünüz her Rus’u öldürün emri vermişti. Ve Stalin gibi bir adam, bunu öğrendiğinde, hangi milleti öldürmek istiyor bunlar? Puşkin, Tolstoy, Çaykovski, Dostoyevski, Çehov'un milletini mi demişti...
Sanatçıların var olması, vatan savunmasıdır.. ."

........................................ - o –

*ve melih cevdet anday’dan iki şiir:
YALAN
Ben güzel günlerin şairiyim
Saadetten alıyorum ilhamımı
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum
Mahpuslara affı umumiden...
Çocuklara müjdeler veriyorum
Babası cephede kalan çocuklara...

Fakat güç oluyor bu işler
Güç oluyor yalan söylemek...
......................Melih Cevdet ANDAY .... [1946]

ANI

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Nerdeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma

Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma

Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma

Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma.

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.
.............. Melih Cevdet ANDAY .... .[1956]

*-sanatın vazgeçilmezidir özgünlük.*




"Bir sanatçı ne denli nesnel olursa olsun, nesnelliği ancak kendi sanat anlayışının tutarlılığını denetecek güçtedir.

Kimi ayrallıklar dışta bırakılırsa, genellikle sanatçı imgesinin doğal bir sonucudur bu. Çünkü sanatçı -inandığı kendi sanat anlayışını- ürünleriyle uygular.
Bu ürünlerin kendine özgünlük kazanabilmesi için de sanatçının sanat görüşünün başka görüşlerden değişik olması zorunludur.

Yoksa sanatçının kişiliğinden, özgünlüğünden söz etmek olanaksızdır.

Ama sanatçı, özellikle de düşünsel yönden geri kalmış toplumların sanatçısı, başka sanat anlayışını yargılarken, kendi dışındaki her düşünce ve inanış biçimini ancak kendi kalıplarına uygunluğu oranında benimser. Çekinmeden genelleştirebileceğimiz bu tavır, tekil bir beğeniyi tümel kılma çabasını güder. Sanat yapıtının yaratılma sürecinde kaçınılmaz olan bu tutum, başka yaratıları değerlendirmek için bir ölçüt haline getirilince, kişisel beğeniyi tek geçerli beğeni yapma sakıncası doğar. Dolayısıyla, birbirinden değişik birçok beğeninin oluşturduğu edebiyat ve sanat tarihinin ve böylesi bir tarihin başlıca dayanağı olan nesnel yargılama zorunluluğunun dışına çıkma tehlikesi belirir.
Sanatçının kendi görüşünün dışındaki görüşleri geçerli saymasını beklemek en azından sanatçının doğasına ve yaratma sürecinin niteliğine ters düşebilir. Zaten sanatçı kendi sanat anlayışını bunca kıskanmasa, yaratısının özgünlüğünü de sağlayamaz belki.

Bedrettin CÖMERT
(Eleştiriye Beş Kala,
1981 / s.26-27

27 Temmuz 2007 Cuma

* aşkla yeniden yaratılmak...*


*bir bakıma, "gitmeler bütünüdür" hayat...

gidiyorsun…

tüm şarkılar beni sana çıkarıyor
bütün mum ışıklarında sen varsın / titriyorsun

yağmurlar sen oluyorsun,
ama yeter!.. / yağmasın artık.
durmadan ağlıyorsun…

sokaklara kimseler çıkmasın
duyulmasın bu bitmeyen ayak sesleri…/…yürüyorsun
............................................................…
...................................................ağlıyorsun…
....................................................................... …
............................................................ gidiyorsun…

sevdakâr çelik
*o5/o6haz2oo4*

penceredeki güvercinler...

sevdakâr çelik

***bir şiirle güne ve dostlara merhaba edelim...***





kadın sesinden mum,
mumdan atlar...

14 yaşındaki usta şair
Ozan Emrah ÇAYCI’ya
sevgi ve hayranlıkla...

mumlar yapmalıyım bir kadının sesinden
............................................renk renk
..................................mumlar yapmalıyım
geçip karşısına sonra
sonra karşısına oturup
..............yakıp fitilini nefesimle;
.........................alevine
.............................salınan alevine
.............ipiltili / kibritli alevine
............okşayıp da yakan alevine
.................bir bebek gözüyle bakmalıyım...
...
uzak afrikalar yapmalıyım mumlardan
bozkırlı asyalar yapmalıyım
.......................halılar
.......................kilimler
...................kerevetler / sıra sıra
ve kırlangıçlara yuva yapmalıyım bir de
.....................................ve atlar...
...................taylarını takıp da peşlerine
haritasız memleketlere koşan atlar
...................................yapmalıyım
dünyadaki varlıklarına hep şaşan
....................nedense pek şaşan
ille de çayırlara / bozkırlara / dağlara en çok
..........ille de gurbetliğe yaraşan
..................................atlar yapmalıyım...
.............mumlardan /
........................tunçtan /
..................................buluttan,
bulabilirsem / kızların feraceli sesinden
.................................................atlar...
çömelip sonra
durup arkaları sıra

(-genzimde /
eski zamanlardan kalma yarpuz kokusu-)

yelelerine... / koşarken dağlara dağlara
.............rüzgârlı yelelerine
.............salınan yelelerine
........................biraz okyanus
........................epey delikanlı
............alevli yelelerine
ve bir de sağrılarına
............koşarken ırmaklardan
............geçerken nehirlerden
kadifeden sağrılarına
güneşli sağrılarına

..............bir kızılderili vakarıyla bakmalıyım.

sevdakâr çelik
*2oo3*