3 Ekim 2007 Çarşamba

*Vahit AKÇA; “BEKTAŞİ-3 mü?...yoksa 4 mü?” nün hikâyesini yazdı.*

RAKAMLAR DİLE GELSE...Bir de durmuş, Sevdakar acaba "4"ün yanına niye (3) koymuş diye saf saf bakıyorum.!?

Kendi söküğünü dikemeyen terzi misali, bazen gözümün içine bağıra bağıra bakan koskoca rakamı göremiyorum nedense?
Hani senin 'uykusuz geceler'in simdi benim gecelerim oldu sanki.. Böylesi çalışılan gecelerde gözden kaçanlar oluyor... Benim gibi bir adamın, sabaha uyanabilmesi için de, çalar saatin en az 8 kere çalması, suyun tene en az 6 kere değmesi, en az 2 büyük bardak su ve içebilebildiği kadar çay içmesi gerekiyor.. Sonrası Allahkerim...

Çalar saat dedim de; bir ara sevgili Firuz Kutal'ın saatli karikatüründe rakamların eksik olduğunu görmüş ve kendisine yazmıştım. Sevecen bir hava içerisinde yanıtlamıştı..
Dışarıdan daha iyi görülebiliyor bazen.. Buna da ne kadar ihtiyacımız var aslında...

Rakamlar bize bazen çok şey ifade etmezken bazen de hayatın anlamı oluveriyorlar.. İşte böyle, rakamlara gıcık olduğum dönemler vardır benim hayatımda da... 17 ile 89 örneğin... Bir yerlere yazmıştım; kimi yaşamlar 17’sinde bitirilirken, kiminde hâlâ Bodrum senin Marmaris benim misali...
Bir rakamın insanin başına neler açacağı hiç belli olmaz.. Bazıları, 4 duvar arasını çentikleyip günlere dönüştürülürken, bazılarına çitin üstünden atlayan koyunlar gibi görünür!

Rakamlar da bazen insana böyle yazdırıyor.. En azından bana yazdırdı...
Bazen yanlışlar da ise yarıyor..
Benim rakamımın başıma açtığı güzel derde bakin ki, bir yelin savurduğu gibi nereden nereye savurdu beni..
Neyse ki, Bektaşi çizimime “4” yazmamış olduğumun geç de olsa farkına var(dırıl)dım.. Zaten oldum olası matematikten çakmış(!) biriyim ben...
...
Ne demişler; insanlar üçe ayrılır: sayı saymasını bilenler, bilmeyenler..!

Sağlıcakla kal kardeşim..
................................... Vahit AKÇA
02.Eki.2007-10:46

Hiç yorum yok: