31 Aralık 2009 Perşembe

MUTLU YILLAR..mizah ve şiir dostlarına....Photobucket
Photobucket

*YENİ BİR YILA adım atmamıza az bir zaman kaldı.

*MİZAH VE ŞİİR'in siz değerli dostlarına, ailenize, sevdiklerinize; sağlık, iyilik ve mutluluk getirsin yeni yıl.!.

2010'un /
ülkemizde ve tüm dünyada;
aklın, sevginin ve barışın hâkim olduğu;

insan onuruna yaraşan; savaşsız, sömürüsüz ve
ekonomik krizlerin kalp krizlerine yol açmadığı
bir yıl olmasını diliyoruz.

Tüm güçlüklere karşın metanetli

ve Çetin ALTAN ustanın deyişiyle, "Ensenizi karartmamanızı" diliyoruz.
*
MUTLU YILLAR SEVGİLİ DOSTLAR.!.




Photobucket
sevdakâr çelik _ÇiZinceLİKLE/noel baba ve uzun ince bir yol
...

30 Aralık 2009 Çarşamba

sevdakâr çelik'in çizgisiyle Arzu, Nil, Melisa ve Ferhan
YENİ YIL karikatürleri--> TIKLAYINIZ.!.
sevdakâr çelik'in çizgisiyle Arzu, Nil, Melisa ve Ferhan

27 Aralık 2009 Pazar

sevdakâr çelik'in çizgisiyle EROL EVGİN+ Hisseli Harikalar Kumpanyası
gıymatlı emmioğlu,
senden haber alamayınca öyle bi merak ettim ki sorma...
uykularım kaçtı.
köyün işlerini bilirsin.
her gün yorgunluktan uyuyakalan ben
sabahlara kadar
köydeki koyunları saymakla kalmayıp isimler de koydum onlara...
kınalı, karakız, ana kuzusu, narincik, cimcime, ceylangöz, alaca,
bağrı yanık, zıp zıp...
en güzel ismi de sen giderken bana emanet ettiğin ve
"gözün gibi bakasın emmi kızı" dediğin
minik kuzuma koydum biliyon mu!
yetim...
yetim koydum adını.
essahtan da yetim gibi duruyo benim gibi...boynu bükük sanki...
bazen öyle yanık yanık meliyo ki sorma gitsin...
ciğerim sızlıyo...
gözlerime bi bakışı var dersin ki bi şeyler soruyo...
heç dayanamıyom emmi oğlu heç...
neyse, sen anlarsın...
derken
koyunları saydım bitirdim.
isimler de koydum. bi güzel hayallere de daldım. ı-ıh.. uykum gelmiyo...
kalktım.
sandığımı açtım.
şehirden aldığın al yazmayı çıkardım. arasına sakladığım resmini de...
baktım...baktım... bi güzel baktım. kokladım sonra, koydum yerine...
dedim ki,
emmi oğlu ya gel ya da mektup yaz.
dedim, uyudum.
aha işte... sonrasında mektubun geldi. gözel allahım beni heç mi heç bunaltmıyo.
aha işte yine gönlüm coştu.
sana bi mani diyiverem...

koyun saydım geceden
mektup geldi gurbetten
boynum bükülü kaldı
yetim gibi durmaktan

cevabını tez yazasın sevgili emmi oğlu.
kal sağlıcakla...
ileti_08 Aralık 2009_18:00

8 Aralık 2009 Salı

sevdakâr çelik ..... ÇİZinceLİKLE...-portre-

Görkem ERCAN'dan  mektup:HAYATTIR KENDİNİ YENİLEYEN & "İki Bülbül Bir Karga "


HAYATTIR KENDİNİ YENİLEYEN
Sevgili (...) Uzaktaki Yakınım,
Bahar öylesine çabuk geldi ve gitti ki, ardında düşe kalka büyüyen umutlar bırakarak tabii...
Sessiz bir yaz var şimdi kapıda , havayı soracak olursanız "Bir içim su.!.” derim, mutlu olmamak kaçınılmaz böylesi aylarda.
En son nerede bıraktım sizi, en son ne zaman başladım yazmaya, bunları merak ediyoruz öyle değil mi? 
 Güzel şeyler oluyor hayatın her dakikasında, belki de ben, oluşan güzellikleri fark ettiğim için olacak, bilemiyorum... Yeni adımlar, yeni insanlar, yeni hikâyeler ve her şeyden özeli yeni kelimeler.
Evet, yeni kelimelere değiyor gözlerim, onları cümleler içerisinde kullanmak için can atıyorum şimdiden. İspanyolcadan söz ediyorum. Bir bavula birden fazla dil sığdırabilmenin verdiği mutluluğu, o ülkelerin yazarlarını daha iyi anladığımda da yaşıyorum. Lorca'nın acısını daha iyi hisseder oluyorum derinimde, Hernandez'in oyunlarını seyrederken gözlerim dolup dolup boşalıyor ve bunlar yeni bir dili öğrenmiş olmanın beraberinde getirdiği büyük artı sayesinde oluyor şüphesiz.
Dünyada ne kadar dil varsa hepsini konuşabilmeyi isterdim küçükken, şimdi ise sessizliğin kalbinde yatan huzuru arıyorum.
Yormaya başlıyor hayat, her defasında gücüme güç katarak, belki de bu yüzden ses etmiyorum. Dünya ağır geliyor demiyorum, böyle anlaşılmasın, hangi yaşta olursam olayım, omuzlarımda taşımaya razıyım onu. Kafamın içindeki dünya ağır gelmeye başlıyor bazen. Fazla düşünmek duyguları yıpratıyor ancak, bunu öğrendim. Ziyan olmasınlar diye duygularımı zaman zaman döktüğüm oluyor beyaz kâğıda lakin mürekkebin de biteceği tutuyor bazen.
Yarıda kalmış pek çok şey var, tamamlanmak istemeyen. Biriktirdiklerim sığmaz oldu ele avuca. Yarın sabah erkenden kalkıp yürüyeceğim. Sizin için de çekeceğim lavanta kokularını ciğerlerime. Bir de bakmışsınız ki lavanta tadında şiirler uçup konmuş ellerinize.
Akdeniz'den emsali görülmemiş düşler gönderiyorum size ve sevdiklerinize.
En kısa zaman diliminde birleşmek üzere , esen kalın.

Uzaktaki Yakınınız,
Görkem
Fransa / 18 Haziran 2011_ 01:39
***====================================================================================***
görkem ercan_" İki Bülbül Bir Karga "
Kim derdi ki bir gün yolum , tarihin baslangıç noktasına düşecek diye ?
Kim derdi ki cebimden çıkar(a)madığım ellerim, yedi yüz senelik kol kemiklerine dokunacak diye?
Kim derdi ki bir gün , düşlerimde gördüğüm , en tatlı gerçeğe dönüşecek diye?
 Bin iki yüzlü yıllarin ortası... Asırlık binanın temelleri atılır. İçine altı tane sıfatsız öğrenci konur ( sene 2009_ öğrenciler hâlen sıfatsız ya , neyse...) . Alkol alıp mezarları açar, bir kaç tane taze cesedi yoklar , ellerinin soğuktan titremelerine rağmen gördüklerini çizer ve şenliklerde kurulan ziyafet sofralarında çizdiklerini masa üzerine yayarak âhaliye gösterirler. Üçüncü Philippe, nam-ı diğer cesur Philippe, eline görkemli bir kılıç alır, " Bu, bu ve bu " diyerek beğendiklerini heykel hâline getirtir , daha sonra da düşman evlerine "Topraklarımızdan vazgeçin yoksa organlarınızı ortaya dökerim " gibilerinden mesajlar vererek caydırma politikaları uygular heykelleri göndererek. Gel zaman git zaman öğrenciler kendi öğrencilerini yetiştirir ve hızlı bir üremenin sonucu olarak etrafı kaplayan beyaz gömlekliler arasında kopulması neredeyse imkânsız bir bağ kurulur. Karşı binanın sahibeleri eczacıbaşililar ve sübyanlari botanikçiler onlardan geri kalır mı hiç ? Bir dostluk zinciri de onlar örerler belik belik. İki bina arasındaki bitmek bilmeyen kavgaların arasına meydanda yapılan içki içme turnuvaları girince , içkiye haram diyen kendini bilmez bir grup türeyiverir. Her güzel şey gibi, bu güzel turnuvalar da son bulur ve talebeler güçlerini birleştirerek içkiyi tanımamazlığa veren bu gruba karşı yekvücut olmaya karar verir. İşte tam da o yıldan beri tıp ve eczane fakültelerinin arasında her şeye karşı birlikte mücadele etme zihniyeti ve anlaşılamayacak kadar samimi bir ilişki bulunmaktadır. Yalnız akıllara durgunluk veren dikkat çekici bir diğer öge, fakültelerin kendi içlerinde yaşadığı karışıklıklardır. Birbirlerine karşı soğuk duran öğrencilerin psikolojilerini anlamak bir hâyli güçtür. Aslında kendine göre bir açıklaması yahut bir bahanesi vardır bu garip durumun. İlk yılın sonunda gerçekleşecek olan sınav panik ve kankardeşi stresein ekmeklerine yağ sürdüğünden alıp başını giden hırs , efendime söyleyeyim bir çatışma havası tabii ki en büyük etkendir. Dedikodu yapıyormuş dedirtecek değilim kendime. Hoş! Burada durmasına durabilirim ama durum başka yerlerde nasıl diye soranlar muhakkak vardır eminim. Bir Hacettepe Tıp , bir Selçuk Üniversitesi Tıp, bu gibi fakültelerde her şey yolunda mı diye meraktan çatlayanlar sakin olun, baslıyorum oraları da anlatmaya (üniversitelerin adlarını verirken epey düşündüm bu arada , reklama kaçmayı asla istemem ama bu üniversitelerde okuyan arkadaşlardan alınca bilgiyi mecbur bilgi kaynağı diye ekleyeyim dedim ).
Bilen bilir , Türkiye'deki üniversiteler, nazarım değmesin , baba felsefelerin konak yeri gibidir mübarek. Ne gibi mi ? Bugün hepimizi ilgilendiren , sosyo ekonomik tarafı ağır basan bir felsefe var her şeyden evvel yurdum fakültelerinde. Belki de öğrenci yurtlarından başlamalı çekirdeğe inebilmek için :)) " Doğuştan fakir olanın tuzu kurudur. Fakirliğe " Merhaba " diyenin kurutacak tuza duyduğu sevda içler acısıdır. " El bebek gül bebek büyüyen genç bayanların ve bayların camii avlusundan beter öğrenci evlerinde bir kap sıcak yemeğe ve iki tatlı ana-baba öğüdüne besledikleri hasret hangimizin kulağina yabancı? Elin memleketinde elli farklı jenerasyonun gelip geçtiği masalarda beyinlerine ilim nüfûz edilirken, Türkiye'de her on senede bir araç gereçlerin yenilenmelerine rağmen sağlam kalmadıklarını bugün benden öğrenecek değilsiniz öyle değil mi? Bir de öğrenci harcı dedikleri bir zımbırtı var , üstelik çesit çesit. Bölümün neyse ona göre cûzi bir miktar ödüyorsun . Fransa'da bir kereye mahsus olmak üzere dört milyon kadar ödeyerek (devletten aldığın parayı devlet okuluna yatırıyorsun oysa ki Türkiye'de büyüklerinin alın terini kime ne diye verdiğin aşikâr , neyse parantezi burada kapattım bile ) eğitim hayatın boyunca istediğin fırsatlardan dilediğince yararlanabilirken yurdumda , onca parayı ne şekilde değerlendirdiklerini merak etmeden kendini alamıyorsun bir türlü. Toplu şekilde gömülüyorlarsa nereye? Altın alınıpbozduruluyorsa kimin için? Rakı masalarında çarçur ediliyorsa kimlerle? Vb vb vb vb... Sıra geldi ege meselesine :))"Karşit görüşlü öğreciler arasında çıkan kavgada altı öğrenci tutuklandı, sekiz öğrenci hakkında soruşturma baslatıldı"... Fakültelerden aldığımız haberlerden yalnızca biri. Uygarlık seviyesini yükseltecek zaman öğrencilerde yok , kavgadan baslarını alamıyorlar ki garipler. Kimse de adil bir çözüm sunmuyor onlara. Fransa'da, Almanya'da , Amerika'da , Polonya'da , Avusturalya'da ve daha bir çok ülkede bu tür haberler duyulmuyor mu peki? Elbette "Haaaaayiiiiir!!!" denilemez ama sağcılık solculuk meselelerini meseleden saymadıkları resmen kabak gibi ortada. Ağızdan farklı bir şey çıkınca "hoşttt !!" diyerek öğrenciyi başından savmıyor hiç kimse. Henüz anasınıfındayken öğretiliyor karşıdakini dinleyip anlama. Orta okulda düzenli aralıklarla yapılan münazaralarda, tartışmaya girmeden fikirlerin nasıl savunulabileceği aşılanıyor çocuklara. Liseye varıldığında ise dalında duramayan meyve yere bırakıyor kendini. Gandi'nin baktıkça kendinden geçiyor yattığı yerde.
Fotoğraflarda her zaman mutluluklarla karşılaşabilmek imkânsızdır tabii. Popper abiye göre doğrunun doğruluğundan emin olamayız ama yanlışın doğruluğundan emin olabiliriz ( bakınız falsifikasiyonizm , bir nevi reddetme ) her daim. Yani tek bir mutsuz fotoğraf varsa ortada , bütün fotoğraflarda mutluluğu temsil edenleri aramamamız gerektiğini biliriz. İşte o hesap birazda. Neşeyle anlatılan üniversite hatıraları traji-komik hikâyelerdir çoğu kez. Ama her şeye rağmen anlatılırlar. Yiğidi öldür hakkını yeme tarzında komik anılarda vardır şüphesiz. Misal , staj yapmak için görev aldığı acil servise belini tutarak gelen yaşlı teyzeye " Neyiniz var teyzecegim ? " diyerek tüm iyi niyetiyle sorusunu soran arkadaşa , "Sen de bilmiyorsam ben nereden bileyim aa gızım" diyerek karşılık veren tonton teyzeyle Montpellier'de karşılaşabilmeyi çok isterdi bu gönül. Yahut, "Dallarimda mökkem bir ağrı var, iki çiğnetsek geçmez mi doktor hanım?" sorusuyla gelen yaşlı amcayı görebilmeyi... Bir de soyunurken utanan hastalar grubu var." Bacaklarımı kocama bile göstermem sana ne diye göstereyim doktor bey" diyerek ağrıyan bacaklarından şikâyet edenlerin bir araya geldiği şenlikli bir gruptur. Grup üyelerinden birini görev alacağım hastahanede görmeyi isterdim şahsen. Gülmekten çene kaslarınızı ağartanlar ise genelde hekimin sorularına korkarak yahut tereddüt ederek cevap veren hastaların oluşturduğu gruptur. Ateist oğlundan gizleyerek tuttuğu orucu hekimin "Oruç tutuyor musunuz, ilâci ona göre vereyim " demesi üzerine , oğlunun gözlerine baktıktan sonra ivedi şekilde "Tutuyordum ama bıraktım!!" diyerek yanıt verenlerin öncülük ettiği ve ne yalan söyleyeyim mutlaka görmem gerektiğine inandığım gruplardan sadece bir tanesidir.
Yurt dışındaki fakültelerde yahut fakülte hastahanelerinde anlatılacak bir şey fazla yoktur. Her şey olması gerektiği gibidir ve belkide traji-komik dedikleri de böylesi bir şeydir. Eeeee, ne demişler (bendeniz) , "Önümdeki aşı alın razıyım ama muhabbetim benimdir karışmayın...".
Karganın sesini bilmeyene bülbüllerle dolu bir bahçe vaad edilir mi hiç? Kürkü olmayana kral, sohbeti olmayan yere yuva denir mi? Retorik sorularımı şikâyet etmek istiyorsanız 000000000000 ve 000000000001 numaralarından ulaşabilirsiniz. Gözlerinize vermiş olduğum rahatsızlıktan ötürü asla pişman olmadım, olmayacağım da... :)
Sohbetlerinizin bol olması temennisiyle dostça kalın efendim....
Görkem ErcanMontpellier,
Fransa_03 Aralık 2009_16:35

26 Kasım 2009 Perşembe

Photobucket

bayramınız kutlu olsun.!.*MİZAH VE Şİİ
Photobucket *HABERimiz oldu,
*HABERiniz olsun.!.

Karikatürist İsmail Kar'dan
Karcomics WEB Sitesine İlişkin
Açıklama:
Kamu oyuna, karikatür sanatçılarına ;
Aralıksız olarak 10 yıldır , günlük karikatür, mizah haberleri,sergileri,duyurular,vb yayın yapan web sitemiz hangi amaca hizmet etttiği bilinmeyen birileri tarafından engellenmeye-susturulmaya (Hacked) çalışılmıştır. Şu an için sadece ana-giriş sayfamız engellenebilmiştir.
En yakın sürede tekrar yayın akışımız Karcomics'in inandığı yolda devam edecektir...
selam ve sevgilerimizle,
ismail kar
http://www.ismailkar.com/
ileti_ 26 Kasım 2009_12:50Photobucket

ULUSLARARASI
KARİKATÜR VE MİZAH DERGİSİ
YENİ AKREP,

87. sayısıyla (Kasım 2oo9) yayında...
http://www.yeniakrep.org/
ADRES:
Hüseyin ÇAKMAK
Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği
Posta Kutusu: 87
Lefkoşa-Kuzey Kıbrıs

Photobucket

"ÇALIŞAN ÇOCUKLAR" KONULU KARİKATÜR YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ VE SERGİ AÇILIŞI DÜZENLENDİ

SERGİ HABER VE FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ.!.
*
ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE

"EĞİTİM" SERGİSİ AÇILDI İzmir Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu 24 Kasım Öğretmenler Gününde İstanbul'da sergi açtı. Çeliktepe M.Akif Ersoy İlçe Halk Kütüphanesinde açılan sergiye Kağıthane Kaymakamı Ahmet Narinoğlu, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Tudem Yayıncılıktan Aydın İleri ve mizah yazarı Cihan Demirci katıldı. Ayni etkinlik çerçevesinde "Eğitim ve Mizah" söyleşisi yapıldı. Kalabalık davetliler önünde açılan sergi ilgiyle izlendi.
ileti_"saat.kulesi 35" /25 Kasım 2009_09:06

Photobucket

17 Kasım 2009 Salı

sevdakâr çelik _ LAFmaTÖR'ünüz diyor ki:...yasTIK-lı çözüm
fikir-A'lar_ SİGAR(gar)A
-Yav Dilaver, sen akıllı insansın, merak ettiğim bir şey var...
Arkadaşının yüzüne şaşkınlıkla baktı Dilaver Bey;
-Hayrola Recai!?. Neymiş merak ettiğin?
-Söyler misin; şu sigara denen meret helâl midir, haram mıdır?
-Vallahi ne diyeyim Recai... Haram ise yakarız, helâl ise içeriz..
*sevdakâr çelik
ÇÖPE ATILAN KİTAP
Arkadaşı elindeki kitabı pat diye çöpe atınca, öfkeye benzer bir şaşkınlıkla sordu:
-Çöpe attığın o kitap neydi?
-Çok yararlı bir kitaptı.!
-Nasıl yani? Yararlıysa neden atıverdin?
-Gerçekten yararlı bir kitap... İnsanoğlunun bir asır yaşamasının yöntemini öğretiyor.
-Yahu deli misin, niçin çöpe attın o zaman?
-Bak dostum, bu kitabı kaynanan okumaya başlasaydı, sen de aynı şeyi yapardın!
*sevdakâr elik

sevdakâr çelik _ÇiZinceLİKLE_portre /insan ve at
Photobucket*HABERimiz oldu,

*HABERiniz olsun.!. Photobucketwww.oburmizah.com

15 Kasım 2009 Pazar

Aziz Nesin’in kitapları / Ülkü TAMER Bir gün Aziz Nesin’e sormuştum: "Şu kadar kitap yazdınız. Sadece o kitapları okumak için en az ne kadar zaman gereklidir, hiç hesapladınız mı?"
Gülmüştü Aziz Nesin.
Yeni yayımlanan kitabına, "Okuduğum Kitaplar"a bakıyorum da, şaşkınlığım daha da artıyor.(...) Devamı-->

Glitter Graphics

sevgili emmi oğlu,
hani işli mendil gibi gönderdiğin inci tanelerinden gıymatlı sözlerin var ya!
doldurdu gözlerimi...
dedim ki Hatça kıza, yaz...
ben mani söyleyem sen de yaz...
şenlik olsun diye yüreciğine...
*
Haber saldım şehire
Senden haber getire
Yolları kapatmışlar
Vay başıma gelene

Bizim köyde tek idin
Seni seven ben idim
Çekip gittin gurbete
Mumlar gibi eridim

Varsam çeşme başına
Kova koysam taşına
Mendil salmış emmimoğlu
Gözlerimin yaşına
“

Derelerde balık yok
Ellerimde kına yok
Üzülüp hasta olsam
Bizim köyde doktor yok

Pencereme konar kuş
Yolum sana hep yokuş
Bu nasıl iştir böyle
Sen bir anamla konuş

Gece olur ay çıkar
Ay yıldıza göz kırpar
Durur mu hiç emmimoğlu
Kalem alıp mektup yazar
*
dedim ya
deyince de hemencecik dama çıkıp baktım yıldızlara...
selamlar yolladım...
akıp gelsin sana su gibi.
10.11.2009_
.......................Mehmet ZEBER
"DERT KÖŞELERİ"Nİ
ERKEKLER YÖNETİRSE /

>> devam >>Photobucket

7 Kasım 2009 Cumartesi

sevdakâr çelik _ LAFmaTÖR'ünüz diyor ki:...yakın/uzak_LIK

6 Kasım 2009 Cuma


sevdakâr çelik _ÇİZinceLİKLE_ /GDO-ya da-iskambil/

Photobucket *HABERimiz oldu,

*HABERiniz olsun.!.
ORHAN DOĞU KARİKATÜR SERGİSİ AÇILDI

>>devam>Photobucket