31 Ekim 2010 Pazar

MAVİ BULUT + KÜRESEL MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİ ve
 3 Maymunluk Haller+ ÇİZinceLİKLE_

  sevdakâr çelik  
***İnsanoğlu yaşamı yanlış anlıyor.
Bilgiyi bilgelik adına yanlış kullanıyor.
Kuralları ve tutkusuyla Toprak Ana'ya eziyet ediyor.
Doğanın bir ürünü olduğu halde, çıkarı uğruna yok ediyor onu. Ama doğanın yasaları,
insanoğlundan çok daha güçlü...
Bu zavallı yaratık eğer uyanabilirse, kendi sonunu hazırladığını farkedebilir.
Aklıyla duyacağı, yüreğiyle göreceği, ruhuyla öğreneceği çok şey var.
Ama, Toprak Ana'ya saygıyı öğrenmeli ilkönce.
O en yüce ruhtur; insanlara, hayvanlara, bitkilere, okyanuslara ve rüzgârlara hayat veren odur.
İnsanoğlu, bu gezegenin kendisine ait olmadığını, gelecek kuşakların ve çocuklarımızın esenliği için doğal dengeye özen göstermesi gerektiğini öğrenmelidir.
Çünkü biz bu dünyayı atalarımızdan değil, çocuklarımızdan ödünç aldık
................. Mavi Bulut

29 Ekim 2010 Cuma

pas geçilmeyecek fikir_A_lar...

  yorumLUyorum 
.... Gazetedeki iş ilanını okuyup, başvuruda bulunan Matematikçi Mehmet, Ekonomist Ahmet ve Muhasebeci Himmet mülakata alınırlar.
İlk görüşme Matematikçi Mehmet’le gerçekleştirilir.
Soru şöyledir:
“-İki kere iki kaç eder.?.”
Matematikçi, hiç düşünmeden; “-Dört.!.” diye yanıt verir.
Görüşmeci bir kez daha sorar:
“- Kesin dört mü?”
Matematikçi Mehmet, kendinden emin bir eda ile yanıtını yineler:
“-Ona ne şüphe beyfendi.!. Evet, kesin olarak dört...”
Görüşme tamamlanır ve Matematikçi Mehmet çıkar... Sonrasında Ekonomist Ahmet odaya alınır. Bu kez aynı soru ona da yöneltilir.
Ekonomist Ahmet de kendinden emindir:
“- Efendim” der, “İki kere iki ORTALAMA dört eder, ancak yüzde 10 aşağı ya da yukarı oynayabilir. Yani sonuç olarak; İki kere iki, ORTALAMA dört eder.”
*
Mülakat sırası Muhasebeci Himmet’tedir. Odaya alınır ve aynı soru ona da sorulur.
Muhasebeci Himmet, sınav komisyonunun şaşkın bakışları altında ayağa kalkar; kapıyı kilitler. Ardından panjurları indirir ve görüşmeciye yaklaşır. Fısıltıyla sorar:
“- Sizin düşünceniz benim için önemlidir efendim... İki kere iki kaç etsin istersiniz.?.”

27 Ekim 2010 Çarşamba

sevdakâr çelik'in çizgisiyle semih balcıoğlu_
*Aramızdan ayrılışının yıldönümünde
Semih BALCIOĞLU ustayı
saygıyla anıyoruz...

“ne güzeldir insanın insana yanması.”

ORHAN KEMAL'i anlatıyor:
Orhan Kemal'i tanıyordum ama, öylesine. Dünya gazete­sinde çalışmaya başlayınca daha sık görmeye başladım. Hem Fikret Otyam'ın, hem de ağabeyim Şahap’ın çok yakın dostuy­du, sık sık birlikte oluyorduk. Ben Dünya'dan ayrıldım, başka gazeteye geçtim, Fikret Ankara'ya yerleşti, ama birlikteliğimiz hep sürdü.
Çok para sıkıntısı çekiyordu. Bir gün gazetedeyken bana telefon etti,
— Bir yerden para aldım. Ben eve telefon ettim, sen de ka­rını ara ve söyle, bu akşam birlikte bir yemek yiyelim. Ben seni gazeteden alırım, birlikte gideriz...
Buluştuk, Babıâli Meydanı'nda, İstanbul Reklam'ın önüne geldik, durdu:
— Yahu, şu işe bak, bir yerden para alınca sevinir olduk. Kitaplarım dünyanın kaç ülkesinde basıldı. Şu kadar yılda kaç eser yazmışım, hâlâ elimize biraz para geçince seviniyoruz. Şeytan diyor ki, bunları utandırmak için al üç beş sandık porta­kal, gel şu Babıâli Meydanı'nda portakal sat. Ama bunlar utan­mazlar ki, mutlu olurlar. Onları da mutlu etmemek için hep ben mutsuz oluyorum.
Aradan bir süre geçti. Bir yerlerden genç bir kıza tutuldu­ğunu duydum, üzüldüm. Birkaç gün sonra Divanyolu'ndaki Çınar Lokantası'nda bir öğle yemeğinde karşılaştım. Masasın­da genç bir kadın vardı. Herhalde o duyduğum kadındı. Rahat­sız etmemek için, ayrı bir masaya oturdum. Ama Orhan'ı hiç de iyi görmedim. Kadın onu kıskandırmak için her şeyi yapıyor­du. Orhan bir ara bana döndü:
— Öbür gün Sofya'ya gidiyorum. Yeni bir kitabım çıktı, imza günüm var. Dönüşte seni ararım...
Sofya'dan ölüm haberi geldi.
Ne yazık!..
.......................... o*o
kaynak:
"önce çizdim sonra yazdım"-semih balcıoğlu
yky, 3.baskı, istanbul, kasım 2oo1

Semih BALCIOĞLU ustanın "IŞIK" adlı karikatürünün öyküsü...



I ş ı k !

12 Mart muhtırasından hemen sonra müthiş bir aydın kıyımı başlamıştı. Gün geçmiyordu ki birkaç arkadaşımızın, birkaç dostumuzun işyerlerinden ya da evlerinden palas pandıras alınarak götürüldüklerini duymayalım. Bunun dışında evlerine yapılan baskınlar sonucu kitaplıkları boşaltılarak sözde "zararlı yayın"lara el konup yakıldığı haberleri yayılıyordu...
Aydınlar götürülüyor, ama nereye?
Birkaç gün sonra resmi olmayan değişik ağızlardan nerede oldukları haberi duyuluyordu. Kimi Selimiye'de, kimi Davutpaşa'da kimi de Birinci Şube'de gözaltındaydı.
Maltepe Askeri Cezaevi'nde yatan arkadaşlarımı ziyarete gittikten sonra, akşam eve geldim. Onların hüzün dolu sahte neşesi benim gibi tüm ziyaretçileri çok ama çok üzmüştü. Ne zaman cezaevinden çıkacaklardı? Nasıl çıkacaklardı? Kim çıkaracaktı?
İyi ki cezaevine gitmişim, hem arkadaşlarımı gördüm hem de masamın başına geçip birkaç saat içinde bu "ışık" karikatürünü çizdim.
Bu karikatür o dönemde çok beğeni topladı. Bordighera'da Altın Palmiye, Gabrovo'da üçüncülük ödülleri aldı. Birçok Avrupalı çizerin özel arşivine girdiğini de sonradan duydum.
Karikatür dünyasının büyük dehası Roland Topor, "Baskı rejimlerinin simge karikatürü... Dünyada her ülkede aynı heyecanla bakılır. Ben Paris'te genellikle Türklerle birlikte olurum.
Çok Türk arkadaşım var. Bunların bir kısmı sanatçı, bir bölümü de öğrenci. 1973 yılında Türk öğrenciler bu karikatürü yılbaşı kartı olarak bastırıp her tarafa yolladılar. Bir tane de bana verdiler. Ben de ilk kez o arada gördüm..."
dedi.

.................................... -o*o-


kaynak:
Semih BALCIOĞLU,
"Önce Çizdim Sonra Yazdım" ,
YKY-İstanbul, 3.Baskı, Kasım 2oo1
sevdakâr çelik 'in çizgisiyle semih balcıoğlu_2006_

Ülkemizde üç boyutlu karikatürleri gerçekleştiren ilk sanatçı Semih BALCIOĞLU

Semih BALCIOĞLU çizgisiyle otoportre
   Semih BALCIOĞLU 
Gabrovo Mizah Evi’nin yaptığı oylama sonucu dünyanın 106 çizerinden birisi kabul edilen Semih Balcıoğlu, 14 Ağustos 1928 tarihinde İstanbul’da doğdu.
Işık Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. 1951’de Akademi’nin Grafik Sanatlar Bölümünü bitirdi.
1954 yılında Emel Hanım (Çamurdan) ile evlendi.
Ömür adında bir kızı oldu.
İlk karikatürü 7 Ocak 1943’te Akbaba mizah dergisinin “ Genç Fırçalar ” sayfasında yayımlandı.
Birçok dergi ve gazetede çalıştı; Akbaba, Karikatür, Taş, Taş-karikatür, Akşam, Vatan, Dünya, Tercüman, Hürriyet, Politika, Özgür İnsan, Yankı, Yeni Yüzyıl, Sabah bunlardan başlıcalarıdır.
Taş, Çarşaf ve Çivi dergilerini yönetti.
Yurtiçi ve yurtdışında 41 ödül kazandı. Gümüş Güvercin (Üsküp), Altın Madalya (Pescara), Altın Palmiye ve Gümüş Hurma (Bordighera), Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü, Abdi İpekçi Barış ve Kardeşlik Ödülü, TÜYAP Kitap Fuarı “Onur Çizeri”, Karikatür Vakfı Onur Ödülü bunlardan birkaçıdır.
Semih BALCIOĞLU karikatürü

İtalya’da Tolentino, Bulgaristan’da Gabrovo, İsviçre’de Basel, Polonya’da Varşova Karikatür

9 Ekim 2010 Cumartesi

Değerli  Dostlar,

Mizah Ve Şiir, kısa bir süre sizlerden izin ister.
*
Umut ve güzellikler içeren
yakın bir zamanda 
buluşmak dileğiyle /
siz sevgili dostlara selam olsun.!.

..................................... sevdakâr çelik

6 Ekim 2010 Çarşamba

 sevdakâr çelik  _ÇİZinceLİKLE
emmi kızından emmi oğluna pulsuz mektuplar .....
 Gözümün incisi, göynümün sahabı, her bişeyi gözel, dili datlı, sözü ballı benim gıymatlı mı gıymatlı Sevgili Emmi Oğlu,
Nassın eyi misin? Senin eyi habarlarını aldıkça galbim bi ferahlıyo bi ferahlıyo!
Emmee, habarın gelmeyince ne sen sor ben deyiverem sana!...

Şeker Bayramı’ndan buyana hep gelcen deyi gözüm yollarda galdıydı… bayramda yetim çağalar gibi boynum eğik eğik dolanıyodum…
biliyom…
- “Heç gelcek durumum yok emmi gızı, yoğsam ben istemez miyim” diyon emme, sen gel de onu benim yüreciğime ağnat!...ağnamıyo işte!...
üstüne üstlük, bu mektubun da eccik gecikti ya! inan ossun dellendim!
Dama çıkıp aşşa yolu gözlüyodum ağşamları, muhtar emminin tomafilinden incen mi deye!.
.Anam:

“Nediysin gız dar vakıtta damda? bi de bunu belledin!”
-“Ana gız acaba sürpüz mü yapcek, hıh?”
-“Ne diyon gız sen? Töbe töbe!... Daha davarlar sağılcak..”-“Yoğsam yanıyo mu ataşlar içinde ortalığın gırıbinden hı gız ana?”
*

Anam dizine furuyo, bi yandan da söleniyo ya! heç üzerime almayom..
-“Eccik aklın galdıydı o da gidivercek şinci! Vay başıma gelene!
Gendine mukaat ol a gözel gızım talaş etme! Eli gulağındadır gelir habarı…”


Ana galbi işte! Gıyamıyo…
Aha şinci elimde mektubun, bildi anam… ötesi gün hemencik…
Okuyom…okuyom… doyamıyom… galbim ganaat getirdi eyi olduğuna…
Emme çok göresim geldi seni Emmi Oğlu, bağa inan! 

=Ak tren kara tren
Yarimi getir tren
O yar uykulardaysa
Düdüğünü çal tren

Gan ter içinde galdım inan mektubu bitirinceye gader ya, emme gözel oldu…
usul usul yazıvedim.. bakem beğencen mi?
Az daha unutuyodum anam dedi ki:
Heral baktı halıma, halım hal de’el..
-“Ağşam ola hayırola…Gün ola hayırola… İşleri çabık çabık görek, bi hal yoluna girsin hele... eccik öteberi hazırlayıp; olmadı, biz gidiveririz yanına…”
Os’saat boynuna atlayasım geldi anamın!...
Habarlar işte böyle Emmi Oğlu!.. Köyden çok yazamadım emme bi daakine yazarım gari…
Ben gelene gader gendine eyi bak emi?
Hadi gal sağlıcakla…
............ Emmi Kızı…
ileti_o5Ekim2o1o-11.29


Photobucket



TELİF HAKLARI / "Bu Blog İnternet sitesindeki eserlerin, 05.12.1951 tarih ve 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU uyarınca eserden kaynaklanan mali ve manevi hakları eser sahiplerine aittir, izinsiz kullanılamaz." />>devam

3 Ekim 2010 Pazar

sevdakâr çelik _ LAFmaTÖR'ünüz diyor ki: "Oyuncak ayıları sevmek,(...)" 

1 Ekim 2010 Cuma

  sevdakâr çelik  _ÇİZinceLİKLE_26.09.2010 _ *kalem+köylü*