30 Mart 2012 Cuma

27 Mart 2012 Salı

FENAMİZAH'IN NİSAN SAYISI YAYINDA!

İNTERNET ÜZERİNDEN ÇEVRİMİÇİ ÜCRETSİZ OKUYABİLİRSİNİZ!
Uluslararası mizah dergisi FENAMİZAH'ın yeni sayısı 40 sayfa...
http://www.fenamizah.com/
Türkiye'den ve dünyadan tanınmış karikatürcülerin yanısıra genç çizerlerin çalışmalarının da bulunduğu dergide, ülke gündemini yansıtan karikatürler, çizgi-romanlar, bant karikatürler, mizah yazıları ve öyküsü, yarışmalar-duyurular yer alıyor.
Yayın yönetmenliğini Aziz Yavuzdoğan'ın yaptığı e-derginin Nisan-2012 sayısında yazılarıyla/çizgileriyle yer alanlar:
FENAMİZAH'ın 2. sayısına imzasıyla katkıda bulunan genç/ihtiyar çizerler:
AİLE (Turkey):
AZİZ YAVUZDOĞAN, YURDAGÜN GÖKER, ERDOĞAN BAŞOL, RAŞİT YAKALI, ŞEVKET YALAZ, OSMAN YAVUZ İNAL, SEVDAKÂR ÇELİK, EKREM BORAZAN, AKDAĞ SAYDUT, CEM KOÇ, MUSTAFA YILDIZ, FARUK KARAÇAY, BİROL ÇÜN, ADNAN TAÇ, REFİK TİNİŞ, GÜLAY GARİP KOÇERDİN, ERHAN TIĞLI, HALİS DOKGÖZ, EMRAH ARIKAN, EMRE YILMAZ, SELİM TANRISEVEN, DERYA SAMUR, UĞUR PAMUK, MEHMET SAİM BİLGE, LEVENT DAĞAŞAN, HÜSEYİN YAZGAÇ, BAHADIR UÇAN, KEZİBAN ÖZKOL, İLKE EKBUL, MAHMUT YÜCEL, ÇAĞLA GAYRETLİ, GÖKÇEN EKE.
DOSTLAR (International): JULI SANCHIS AGUADO, IGOR SMIRNOV, WESAM KHALİL, SZCZEPAN SADURSKİ, ALİ DİVANDARİ, HULE HANUSİC, ALEXANDER DUBOVSKY, MARK LYNCH, SABAHUDİN HADZİALİC, YOUNG SIK OH, VAHİD KERMANİ, PJKERIO, B.V.PANDURANGA RAO, MAKHMUD ESHONQULOV, SAFAA EL MOATY, İSMAİL KERA, MARIO MAGNETTI.
KONUK ŞAİR: AHMET GÜNBAŞ.
Aylık olarak internet üzerinden ücretsiz-çevrimiçi okuyabileceğiniz FENAMİZAH e-dergi'yi, dilerseniz pdf dosyasını indirerek de arşivleyebilirsiniz.
FENAMİZAH e-dergi'yi aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz:
http://www.fenamizah.com/e_magazine/index.html  
FENAMİZAH e-dergi
http://www.fenamizah.com/  
http://www.azizyavuzdogan.com/  
                                    Photobucket*** http://mizahvesiir.blogspot.com/ izleyicileri için fenamizah bağlantı adresi "alomizah" sayfamızda... 
Burhan GÖRKEN 'in kaleminden /
HOŞÇA KAL İSTANBUL, Eğitimci Yazar Sevdakâr Çelik’in son çıkan kitabı... Bu kitapta; köyünden, doğal yaşamından, kendi doğasından kopup gelen insanların yaşam öyküsü anlatılıyor.
Beş arkadaş; büyük Şehrin karmaşası, kirliliği, gürültüsü ve bozulan doğası içerisinde yaşamlarını sürdürürken; onların en büyük hayali, bir gün bu kirlilikten kurtulup, özledikleri doğal yaşamlarına dönmek... "Hoşça Kal İstanbul " deyip, kendi köylerine dönmek...
Belki de çoğumuzun özlemi, hayali bu...
*Beş arkadaş köylerinden gelip, büyük şehirde çalışıyor, bir evde birlikte kalıyor, birlikte bir yaşam mücadelesi veriyor. Muhlis, sevgi dolu bir insan... Necati; hoş sohbet, insana sevgi ve saygı duyan biri... Abbas Emi; babacan, insanı seven, koruyan kollayan biri... Burhan; ozan / şair, sevgisini sazıyla, sözüyle ifade eden biri... Bora; genç, daha eğitimli, saygılı biri...
Günümüzde bu insanlar kendi doğasından kopmuş, saksıda yetişen çiçek misali...
Sevdakâr Çelik, bu kitabı ile, beton yığınlar arasında devekuşu misali kafasını kuma gömenlere dikkat çekiyor.
Doğanın ve doğal yaşamın bozulması insanları da, insanların doğasını da bozmuş.
Bu büyük, gürültülü, beton yığınlarından oluşan, doğası bozulmuş şehirde, doğası bozulmuş insanın her türüne rastlamak mümkün...
İnsan sevgisi doğayı sevmekle başlar, doğayı sevmeyen insanı da sevmez.
Bir eğitimcinin yazmış olduğu bu kitabın okul kütüphanelerinde olması gerektiğine inanıyorum. Genç nesiller; vakit kaybetmesin, doğasına sahip çıksın diye…
ileti/25 Mart 2012 -01:39
                                             http://www.goldalikoyu.com/
http://www.goldalikoyu.com/#/haber-gundem/detay/hosca-kal-istanbul/75
emmi kızından emmi oğluna pulsuz mektuplar ....
Oy benim gara gözlüm, yüzüne doyamadığım, bakmalara gıyamadığım
gıymatlı Emmi Oğlu,
Aklım getti hasta habarını alınca! Aha şu gafamı nerelere goyacağımı heç bilemedim!. Darlada
harman galdırmışım gibi hır hış galıvedim!.. Dutmaz oluvedi gınalı ellerim dencerenin gulpunu!
Az galdı döküyodum anamın golundan ağrı!. Dellendim!..Nası dayanam nası? Dizlerime vuraa
vuraa gan oturdu!.
Emme bildim ben! Gar galmadı gökte yağdı ha yağdı!. Sonacığıma adamın ganını kaynadır gibi
derimize gaynar sıcaklar değdi!.Anam “-Heç güvenme bu havaya” dediydi,
“-Garamanın goyunu sona çıkar oyunu!..”
Zemheride goyun ne gezer? Galbi gırılamasın deye anama bişi demedim!…
-“Ceyranda galmış heral!.”
Hakketen aklım getti seni döşeklerde duyuverince !..Anam guru fasulye bişirmişti, bi de yanında
guru soğan! Heç dayanamam!. Garnım ağrır artık ö’le çok yerim!.. Töbe ki dadına bakmışsam!..
Elimle öte yana itivedim…Seni duyam da yiyem! Dügüm oldu ümüğüme!..Gımıldayamadım
sağımdan soluma!..
“ Sağını solunu belleyemedin gitti” deye gızıyo anam!.. Golaymış gibi!..
İçimdeki zehiri akıtam bari:

Dediler Emmin Oğlu hastaymış
Bir ateştir düşer bağrıma
Yardan ayrıymış yastaymış
Uzaktayım o gidiyor ağrıma


Düştü düştü de yakın de’elim ki gelem de ıscak bi çorba goyuverem ocağına!.Hizmetini edem!
Elini ıscak sudan soğuk suya goymayam!..Yakın de’elim ki sana grallar gibi bakam!..De hadi ne
edem ben!

Gelemeyom emme galbim hep sennendir bilirsin..ancak şunu deyverem sana ki eyi bakasın
gendine…
Sen hasta olursan hasta,
Eyi olursan ben de eyi olurum…

Şinci geldi aklıma, öksrüğün var mı? Varsa anamın pelizesinden yap inan o’ssun çok eyi
geliyo..hanı nişasta var ya buğdayın? Onu su ile bi gözel garıştır az da datlansın deye şeker
goy..garıştıra garıştıra bişir…iç sıcak sıcak bişiin galmaz!.
Gendi elceğizimle yapıvesem deye geçiyo göğnümden! İçim sızlıyo ki ne sızlıyo!
Zabahları da ıhlamur içesin ki içini ısıta.. Sonacığıma iki gat çorap giyesin unutma ..anam hep
der ki “başını ıscak ayağını serin dut.”.
dur gafam garıştı!.. başka çeşitti…
“Ayağını ıscak başını serin dut..” Hah! Şinci oldu!..
her illet ayak üşüyünce olurmuş… anam bana da gızar çorapsız derliksiz daşlara basıyom
deye…İçimde hep ataş var ben ne yapam!..

ha bi de zencefili ıscak suda demle bal goy garıştır iç… dipdiri galkarsın zabaha inan o’ssun!..
sen hastasın deye gafam garışık ya! Mektubum garışık olduysa gusura galma gıymatlı Emmi
Oğlu!...
Gendine eyi bakasın!.. sırtına havlu goy terliysen…getme işe mişe!.. işi batsın!... senden gıymatlı
mı? Ben niderim sana bi hal olsa?

     Beni merakta goyma hemi? Tez zamanda “-Eyiyim” deye mektubunu beklerim!...
............ Emmi Kızı…










ileti_25Mart2012_23.28 _

Photobucket


TELİF HAKLARI / "Bu Blog İnternet sitesindeki eserlerin, 05.12.1951 tarih ve 5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU uyarınca eserden kaynaklanan mali ve manevi hakları eser sahiplerine aittir, izinsiz kullanılamaz." />>devam

22 Mart 2012 Perşembe

Avrupa'da yaşayan göçmenlerin yaşamını çizgi ve mizahla anlatan "EUROCANLAR" MİZAH DERGİSİ 2012 Mart sayısı; Almanya, Belçika, Avusturya, Hollanda, İsviçre ve Fransa'da / Gazete bayilerinde...  (Eurocanlar_Mart 2012_ yıl 7_sayı 8)
www.eurocanlar.com

İlhan Değirmenci
ileti /18 Mart 2012_ 00:41   

8 Mart 2012 Perşembe

sevdakâr çelik _ÇİZinceLİKLE_ o8 MART-DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.!.

5 Mart 2012 Pazartesi

 ...ve MEDDAHLAR da gitti. **Kaybolan komedyen tipi:M**EDDAH

Geleneksel seyirlik oyunlarımız vardı.
O günün az renkli hayatına renk katarlardı.
Türlü eğlenceler düzenlenirdi bu nedenle.
Ve ortaoyunu, "seyirlik oyunlar"ımızın belkemiği sayılırdı.
Orta oyunları, dönemin tiyatro oyunlarıydı. Birkaç kişi ile oynanırdı.
Sonra Karagöz gelirdi.
Bir de meddahlar vardı.
Bu arada "saz"a gidenler de olurdu, ama başta saydığımız üç eğlence yerine gidenler gibi kahkahaları salıp ferahlayamazlardı.
***Neden kayboldular?
Halkın ilgisi mi azalmıştı?
Hayır.!.
Meddahlık her babayiğidin harcı değildi.
Bu nedenle yerleri doldurulamadı.***

........ Meddahlık en zor olanıydı. Çünkü meddahlar -sanatlarını- tek başlarına ve hiçbir dekor olmadan icra ederlerdi.
Oturdukları iskemle üzerinde öyle hikâyeler anlatırlar, öyle taklitler yaparlardı ki, milleti ağızlarının içine baktırırlardı.
Meddahlar ayrıca hikâyelerin arasına zamanın aksaklıklarını da sıkıştırırlar; böylece, toplumsal sorumluluk görevi de üstlenirlerdi.
Halk da; eleştirel düşüncelerini açığa çıkaran Meddahla anında özdeşleşir, bir nebze de olsun rahatlardı.
Meddah sözcüğü, "övmek, methetmek" anlamına gelir, ama methetmek değildi onların yaptığı. Meddahlar, güldürerek düşündürmek amacı güderlerdi. Halkı uyutmak değil, "uyandırmak"tı kaygıları...
       Bir meddah; mevsim yaz ise, bahçelerde; mevsim kış ise, kapalı bir kahvehanede bir iskemleye oturur, bastonunu iki bacağı arasına alır; sol omzuna da, adına "çevre" denilen büyük renkli bir mendil atar, terledikçe bu mendille yüzünü, gözünü kurulardı...
      *Omuzlarına attıkları mendilin başka işlevleri de olurdu. Ter silmek, çoğunlukla işin bahanesiydi. İlgiyi artırmak için bir soluklanma yaratmaya yarardı ter silme hareketi.

       Meddahlar; Anadolulu, Rumelili, Arnavut, Laz, Çerkez, Kürt, Tatar, Arap, kocakarı, genç kız; Ermeni, Rum, Yahudi, hatta hayvan seslerinin taklidini büyük ustalıkla yaparlardı. Bu da kuşkusuz büyük bir yetenek isterdi.

                                                      *araştırma: sevdakâr çelik
.not: Bu metinde yer alan gravür,
19.yy sanatçısı THOMAS ALLOM’a aittir.
                   *mizahveşiir/26. 08. 2007

                                                  Eğitimci POLAT AYDIN yazısı:
Sevgili Dostum,
Blog yazınız tarafımdan dikkatlice okundu. Taaa gençliğime gittim. Malum köy çocuğuyum. Kocaman bir kış ve uzun geceler nasıl geçerdi? Hemen hemen her gece bir başka evde toplanılır. Herkes hünerlerini sergiler. Yazınızın özünü en gerçekçi şekilde ortaya koyan kabiliyetler çıkardı. Hele bir Atilla arkadaşım vardı ki: Tasvir etmesi de zor. Onun hünerleri bilindiği ve bu konuda ortaya çıkıp orada bulunanları eğlendireceğini de bildiğinden, araç gereçleri ile gelirdi. Bazen ineğini sağan bir yaşlı. Bazen kur yapan bir genç. Bazen köylünün her bireyi kılığına girdiği gibi, çiftçinin hayvanlarını bile taklit kabiliyetine sahipti. Doğuştan yetenek... Sonra hakkın rahmetine kavuştu. Yeri bomboş... Daha önceki gidişlerimde hoş geldin deyişi bile bir başka kılığa girerek olurdu. Nur içinde yatsın. Meddahlık sanırım böyle bir şeydi. Biz neden zevk alacağımızı bile unuttuk. Unutturuldu. Birçok değerlerimiz yok oldu. Sana hak veriyorum. Seni seviyorum dostum.
/06 Mart 2012, 16:43

1 Mart 2012 Perşembe

BİLGİN BEBİŞ, BAKALIM NE ANLATACAK BİZLERE ?..

 BEN BEBİŞ...BİLGİN BEBİŞ...
MERHABA!
GÜLÜMSEYEREK YANAKLARINDAN ÖPTÜM SADİ DEDEMİN.
O DA BENİ SEVDİ, KOKLADI, ÖPTÜ...

BEN SADİ DEDEMİ ÇOK ÇOK SEVERİM.

SONRA DA ŞUNLARI ANLATTI BANA:
     “HAYAT, HEP ZORLUKLARLA ÇIKAR KARŞIMIZA AMA İYİMSER OLANLAR, ÇOK KOLAYLIKLA ÜSTESİNDEN GELEBİLMEKTEDİR TÜM BU ZORLUKLARIN.
         İYİMSERLİK DE ÖĞRENİLEBİLİR; TIPKI RESİM YAPMAYI ÖĞRENMEK GİBİ...
       ACILAR YAŞAYABİLİRİZ VE FAKAT İÇİMİZDE GÜLÜMSEME RÜZGÂRLARI DOLAŞIYORSA, BU ACILARIN DA ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİZ.
BUNLARI ŞUNUN İÇİN AÇIKLAMAKTAYIM SEVGİLİ BEBİŞ'İM;
BU ÖZELLİKTEKİ İNSANLARLA YAŞAMAK DEMEK, GÜNE UMUTLA, GÜLÜMSEMEYLE BAŞLAMAK DEMEKTİR.
KÜÇÜK ŞEYLERİ GÖZLERİNDE BÜYÜTMEZ BU TÜR İNSANLAR. HER ŞEYDEN ÖNCE, KENDİLERİYLE BARIŞIKTIRLAR.
ÇOK KOLAYLIKLA, SEVİNÇ, UMUT VE COŞKU DUYMAMIZI SAĞLARLAR.VE GÜLÜMSERLER.
       -Kİ, GÜLMEK GÜZELLEŞTİRİR İNSANI...”
* * *.
HOŞÇA KALIN!..

DOSTÇA KALIN!..
.......... OoO................................................................ sevdakâr çelik
mizahveşiir-25. 09 .2007