31 Ağustos 2007 Cuma

*haydi sor...*

*Urumelihisarı’nda oturmuşum;
Oturmuş da, bir türkü tutturmuşum:
“İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı’m, / Senin yüzünden bu hâlim.”
.......... Bilmem sizin de başınıza gelir mi? Olmayacak zamanda, olmayacak şeyler düşünürüm bazen. Ağlasam mı, gülsem mi? Yani; Orhan Veli ustanın güzelim şiirini okurken bile garip garip sorular düşünmek, olacak şey mi?..
Bakın; tam da, “Edalı’m,/ Senin yüzünden bu halim.” dizesini okurken, aklıma şu garip soru takılmasın mı? (Pes vallahi!)

SORU ŞU: - “İnsanoğlu, iki değil de, dört ayaklı olsaydı?”
a- Otomobil kullanır mıydı?. Kullanırsa, bu otomobil nasıl olurdu?. (Eee?)
b- Kravat takar mıydı? Takarsa, nasıl ve neresine takardı? (Haydaaa!)
c- Türkü söyler miydi? Diyelim söyledi. “Manda yuva yapmış söğüt daline,
yavrısını sinek gapmış gordün mü?”
türküsü yine olur muydu?. (Çünküm ben bu türküyü çok seviyom ki...)
d- Hızlı yükselen enflasyonu değil de, hızlı düşürülen enflasyonu tehlikeli sayıp (nedense?); “Enflasyonu aşağı çekmek fevkalade tehlikelidir!” türünden bilimsel açıklamalar yine yapılır mıydı?
e- Kadınlar ruj kullanır, erkekler tesbih çeker miydi?
f- Kayserililer yine sucuk yapar mıydı? (Sucuksuz hayat da çekilmez ha!)
g- Sanat Güneşimiz yine Zeki MÜREN mi olurdu?
h- İnsanoğlu dört ayaklı olsaydı; İki yerine dört kundura masrafı çıkacağından, “Ayağında kundura, yar gelir dura dura!” türküsü yerine; “Akşam olur sabah olur yar gelmez!” şarkısı mı söylenirdi? Öyle ya; dört ayak, dört ayakkabı masrafı demekse; kunduralı yar beklemek yerine, acaba avucumuzu mu yalardık? (Ne feci di mi?)
ı- İnsanoğlu yine manikür-pedikür yaptırır mıydı?
i- Don lastiği satışı yine olur muydu? (Bak hele!)
j- “Sevil Berberi ve Saraydan Kız Kaçırma” operetlerini yapmak yine akla gelir miydi?
k- “Bursa Kılıç Kalkan Ekibi” ile yine turist karşılar, Mehteran eşliğinde yine “iki ileri bir geri” yürür müydük? (Hoyda breee!)
l- Kadını simgeleyen rakamlar yine 90-60-90 mı olurdu? (De gét lo!)
............. +o+
Sevgili Okuyucum!..
Bu bölüme ilişkin çok keyifli ve bir yığın soru var! İlginizi çekip, zihin jimnastiği yaptırıyorsa, kaldığımız yerden devam edelim... Bu arada siz de düşünmeyi elden bırakmayın!. Kendinize “soru-YORUM”larınız varsa MİZAH VE ŞİİR'e iletin!. Aklınıza da mukayyet olun, aman ha!
----------------- OoO
--------- sevdakâr çelik

*bana arkadaşını söyle, sana kimONO...*


İHSAN SARIYAR (ORDU)
SEVDİĞİ GÖZ RENGİ:- Siyah
SEVDİĞİ HAYVAN:- Asil ve özgür olduğu için AT
SEVDİĞİ ÜÇ RENK:- Hülya, Sanem, Berkan
KİME BENZETİLİR:- Sağ profilden Ediz HUN, cepheden Mahir GÜNŞİRAY ‘a
BAZI ÖZELLİKLERİ:- Güven verici, etkileyici, duygusal, dost canlısı
HİTABET GÜCÜ:- Yüksektir, Sokrat ‘a taş çıkartır.
MESLEĞİ:- Öğretmen gibi öğretmen!. “Size baba diyebilir miyim örtmenim?”
HOBİSİ:- Filozofluğunu geliştirmek
EN SON VERDİĞİ HEDİYE:- Cüzdan.
ONA NE FEDA:- Yürek feda, can feda!.
................. Gönderen: Sanem ONUNKIZI

* ilan-ı aHHHşk...*

Evlenme İlanı:
Hafif şehla bakışlı, kısaya yakın uzun boylu; zayıfa yakın şişman, sarışına yakın esmer bir beyim. Accaip gür saçlıyım. (Ühüooo! Peruk kullanmam eskidendi.)
“Paralı hayat, oh ne rahat!” ilkesiyle hareket eden; hem kültürlü -ve üstelik- hem de kaliteli, sarışın kırması esmer bir bayanla acilen desd-i izdivaç etmek istiyorum...
Beni fındık ile fıstık ile beslesin yeter! (Eee, “esmeriz ya!”...)
Ne demişler; “At ölür meydan kalır, yiğit ölür şanı kalır!”... Pek de şanlıyız yani!
Ciddi bayanlar!
Mektuplarınızı bu adrese yazın, beni bulur!. (Sıkıysa bulmasın.)
Muah!
RUMUZ: Ölümüne Severiz

@C@B@ ben mi ona, yoksa o mu bana?..

MENEMEN’den Erol DOĞAN:
......... DİYOR Kİ:
“Şeeey, ne diyeceyidum?.” (-diyemiyor!.) Ha, buldum!. Finduk!..
Ha uşağum, ben kime benzediyimu da bileyrum. Uyyy, inadım tutti; söylemeyrum da!”
......... YANIT: Sevgili Erol.!. Mert ve çok açık sözlüsün!. Demek ki Karadenizlisin. Nasıl mı bildim? E, his meselesi.
Sen direksiyonda da kralsındır! Severim Karadeniz uşağını.
Senin için sokağa çıkıp; 18 hakiki sarışın +(artı) 23 öz hakiki sarışın bayana fotografını gösterdik;
“Ha bu yakışıklı genç kime benzeyi da?” diye sorduk.
Resmî olmayan kesinsonuçlar bizi şaşırttı...
“-Ay, bu bizim yerli Antonio Banderas Erol!.
-Ay n’olur, bu resmi bana verin size canımı veriyim ay!..” diyenlerden
canımızı zor kurtardık Erol kardeş!

30 Ağustos 2007 Perşembe

*sevindirici bir duruma ilişkin AÇIKLAMA....:

Mizah Ve Şiir'in Çok Sevgili ve
Değerli Dostları,
Merhaba!..
Bizi sevgi ve ilgiyle izlemenizden daha çok;
yapıcı ve yaratıcı uğraşlar içinde olduğunuzda,
olumlu ve yararlı yanlarınızı ortaya çıkardığınızda,
çok, ama çok seviniyoruz.
Yani bizimkisi;
sizin sevincinize sevinmek, başarılarınıza sevinmek...
..................... ***
Dün, genç bir arkadaşımızın karikatürüne yer verdik.
İletisinde; "Karikatürümün renkli yayımlanmasını çok istiyorum. Elimdeki kuruboya kalemlerle renklendirmek istemedim. Siz bana yardımcı olur musunuz?" diye soruyordu.
*Bu sevgili arkadaşımızın isteğini seve seve yerine getirmeye çalıştık... Ve onun sevinci bize yetti de arttı bile... Dahası, bu durumdan aldığı cesaretle, ilk fırsatta yeni çalışmalar göndereceğini de açıkladı...
*Kendisine / çevresine yararlı,
güven duygusu gelişmiş
ve iyi insanlar olmasını istiyorsak GENÇLERİMİZİN,
onlara sevgiyle el uzatmak yeterlidir.
***
Asıl değinmek istediğim konu; bize Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı MUŞAR Köyünden yazan pek değerli Ali KOÇ 'tur.
Hep kentlilerden beklediğimiz şeydir yazmak çizmek... Böyle bir düşünce içindeysek, Anadolu'nun bir köyünden ulaşan bir yazı, "beklenmedik bir güzelliğe" sevinmeyi dayatır.
Ali KOÇ arkadaşımız, 26 Ağustos 2oo7 günü, -az sonra aşağıda okuyacağınız- yazıyı gönderdi bize.
Gönderilen yazının Mizah Ve Şiir'e uygun olup olmadığını irdeleyemezdik. Çünkü ortada, bir yazısını yayımlamayı umut eden değerli bir "İNSAN" vardı.
Onu sevindirince, biz de sevinecektik.
Kendisinden vesikalık bir fotoğraf istedik. Lakin bu sevgili dost; Anadolu insanına yaraşır o gani gönüllülükle başka fotoğraflar da göndermiş. Seve seve onları da sayfamıza aldık. (Dileğimiz, siz sevgili izleyicilerimizin de bizim duygularımızı paylaşıyor olmasıdır.)
***
Sayın Ali KOÇ'a ve değerli ailesine buradan selam, sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz.
Bize köyünden yeni hikâyeler göndermesini de rica ediyoruz...
Olumlu bir örnek olan Ali KOÇ arkadaşımıza Mizah Ve Şiir'in sayfaları hep açık olacaktır.
.....
Sağlıcakla kalın, sevgili MİZAH VE ŞİİR Dostları.!..
........................... sevdakâr çelik

29 Ağustos 2007 Çarşamba

* S.O.S. * ve....."LAFmaTÖR'ünüz Diyor ki:.... *




* ÇİZinceLİKLE................Gülseren BEBEK *




*MİZAHHABER'deki dostlara BİN SELAM OLSUN...*

MİZAHHABER Blog İnternet Sitesi'ni
yöneten dostlarımız Cihan DEMİRCİ ve
Erdem TANER'e olan teşekkür borcumuzu,
-kendilerine bizzat yazarak-
sunmaya çalıştım. (28.o8.2oo7)
Pek değerli ve can dostlarımız,
aynı gün MİZAHHABER Blog İnternet Sayfasında,
"inceLİK" göstermişlerdir...
Selamlar ediyoruz,
Sevgiler sunuyoruz
Cihan DEMİRCİ
ve
Erdem TANER dostlara...
...oOo...
MİZAHHABER'e erişim adresi:




*....bir Özdemir ASAF şiiri-:
DİYALOG
bir gün, bir evde, bir kedivardı.
o gün, bir evde,o kedi
benden sıcaklığını esirgemedi.

o gün, o evdeki o kedi
beni bana götürdü getirdi
ona şarkılarımı söyledim;
uyudu,bakıyordum,benimleydi.

bir ikilem oldu beklenmedik;
geçmiş günlerin yumaklarını didikledi.
var miydi, yok ,var gibi
kucağımdaydı kedi.

gözlerindeydi gözlerim,
gözleri gözlerimdeydi.
ellerimi tırmalıyordu elleri..
ürperdim,birden içim titredi.

bir gün,bir evde,bir kedi vardı
o gün,bir evde,o kedi
beni ta çocukluğumdan aldı.

o gün, o evdeki o kedi,
bak-iste,neler olmuş der gibi,
getirdi beni, gençliğime bıraktı..
ani bahçelerinde üşümek sıcaktı.

babamın öldüğünde aylardan hazirandı,
o elli dördündeydi, ben yedi
bir ışık söndüğünde yol yandı,
o kedi bunları nasıl da bildi..

bir gündü, bir evdi, o kedi.
taş attı bütün kuyularıma
durup dururken dikenli uykularıma
ninniler söyledi..

bu bir öykü idi;
ben mi anlattım, o mu dinledi.
saklamalı miydi,ya da söylemeli mi;
ne o ev vardı, ne o gün, ne de o kedi.
......................... Özdemir ASAF

Özdemir ASAF'ın
YAPITLARI:
Dünya Kaçtı Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapı Önünde (1957)
Yumuşaklıklar Değil (1962)
Nasılsın (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
Benden Sonra Mutluluk (1983)
Yuvarlağın Köşeleri 1 (1961)
Yuvarlağın Köşeleri 2 (1986)
Dün Yağmur Yağacak (1987)
Özdemir Asafça (1988)
................ oOo
Özdemir ASAF'ın, bu çok beğendiği şiirini
Mizah Ve Şiir Dostlarıyla paylaşmak üzere
Fransa'dan yazan Sayın Zuhal DELTRUL'a
teşekkürler ediyoruz.

28 Ağustos 2007 Salı

ÇİZinceLİKLE..............RAŞİT YAKALI

...
sevdakâr çelik _ÇİZinceLİKLE_ *SAMİ ABİ*

* "develer TELLAL, pireler BERBER iken... "


*Ombudsman Dobu Ezman Abi'nin DEVE İNADI...*

Efenim bugün iyi tarafımdan kalktım efenim!..O nedenle, “Nassınız?” diye hal hatır sorucam efenim!.. Karşılık olarak, sakın ha sakın; “Çok mersi, teşkür ederiz Ezman Bey, ya siiiz?” demeyiniz efenim..
Laubaliliği ve mizahı sevmem efenim. Hep bir ağızdan, “Sağoool!” deyiniz efenim.
Bilirsiniz; ben ciddi ve de sinirli adamım, çizerim efenim!..Anlamadınız mı efenim?.. Anlayınız efenim, “Çizerim!”
*Efenim bana sıkça sorduğunuz sorular var? Beni pek merak ettiğinizi ve pek gizemli bulduğunuzu yazıyorsunuz.
Efenim, biz kim “gizem” kim?. Gizemden nefret ederim. Mizah dergisi okumam efenim.
Mizahçılar hep “Ah!” eder, ben “izah” ederim efenim. İZAH, Ah’tan üstündür efenim. Bir elin nesi, iki elin ON parmağı var efenim. Al sana mizah!.. Mizah kolay iştir.
Hattızatında bendeniz zoru severim. Bana dağ verin, hepsini tek tek deleyim efenim. Delmezsem namerdim efenim. Oğlumuzun adını boşuna mı FERHAT koyduk mirim? Gizemli değilimdir, ayakkabı numaram 43’tür efenim. Fotoğraflarımda ufak tefek gözükmem yanıltmasın sizi efenim; fevkalade endamlıyımdır. Bir oturuşta bir kuzuyu yer, ardından; “Hele baklava da getir hanııım!” derim efenim...
....... Efenim?!..
....... Derim efenim, derim!..
Şunu da derim efenim: Ben bu sitenin bel kemiğiyim efenim. Bel kemiği kaval kemiğinden üstündür efenim. Kaval dedim de aklıma geldi efenim!. Mesela ben “kabak kemane” çalmasını bilmem efenim. Hattızatında ben müzikten de nefret ederim. Maaşıma zam yapmayandan da nefret ederim...
Ben gizemli değilim efenim. Bir rivayete göre babamın adı HIDIR’dır efenim.
.....*Beni fevkalade duygulandıran soru Darende’den geldi efenim. Muhterem okuyucum; bu sitenin bel kemiği olduğumu gayet nazik bir şekilde teyit ettikten sonra; kalemimden kan, ağzımdan bal damladığını da bilaistisna ifade ediyor efenim.
Bu kadar zor bir işi tek başıma mı yoksa bir ekiple mi yaptığımı da sormadan edemiyor.
Efenim ben ekipsiz yapamam efenim. Benim gibi büyük bir gazetecinin ekibi olmazsa üstümüze gülerler efenim. Ekip dediğim de, topu topu 50-60 kişi efenim. Dişimin kovuğunu zor dolduruyor yani.
Çayımı kahvemi, ütümü bulaşığımı ben mi yapıcam efenim.. 43 numaralı ayakkabımı ben mi boyuyucam efenim?. Uyurken, kendi ninnimi kendim mi söylicem efenim?.. Bunlar hep ekip işi.. ........... Bugün, bu dev kadromla karşınıza çıkıyorum. “TOP”lu halde karşınıza çıktığımı anlamanız için, yanıma bir de TOP aldım efenim. Fotoğrafta sağ yanımdaki TOP işte o toptur... .......... Ben de en önde oturuyorum. Sakın arkadaki, saçı sakalı birbirine karışmış mıymıntı ŞAZİ ile beni karıştırmayınız efenim. Küserim.. Çinliler ne demiş efenim; “Önde ol da nerede olursan ol!” demiş efenim.. Galiba Çinliler demiş efenim.. Çünkü onlar hep demişlerdir efenim.. Ben hep önde olurum. ŞAZİ mıymıntısından daha çok ben öne yakışırım efenim. ......... Bazı insanlar vardır efenim, fotoğraf çekilirken mutlaka öne geçerler. O zaman burunları daha büyük oluyo efenim. Fotoğrafta burnun büyüklüğü çok önemlidir efenim.
Efenim dün, sitenin haftalık izlenme RAPORU verildi, fevkalade kızdım efenim.
Ben olmasam bu site izlenmez efenim. Fakat maaşıma zam yapmayan yöneticim bana teşekkür etmemiştir efenim. Fevkalade kızgınım. Misilleme olarak ben de Memleketteki DEVE varlığı raporunu veriyorum efenim. /Kaynağımız vikimedia’dır efenim.
Türkiye'de yıllara göre deve varlığı:
Yıllar------- Adet
1935------- 118.647
1950------- 110.305
1955------- 72.034
1964------- 46.400
1980------- 12.000
1997------- 10,000
* * *
“İzlenme Raporu” verince utanır insan efenim. Memlekette DEVE kalmamış, adam tutmuş İZLENME RAPORU veriyor efenim. Dikkat buyrun, durmadan azalmış. DEVELERimiz..
Deve ve horoz kalmazsa memleket evladı nasıl eğlenecek peki? DEVE güreşi ve HOROZ dövüşü yapılmazsa , memlekette kıyamet kopar efenim.
İstatistik, develerin azaldığını gösterince resmen ağlamam tuttu efenim.. Bereket, mıymıntı ŞAZİ biraz yağcılık yaparak teselli etti beni:
...... “""Yapma Ezman Abi” dedi, “Develerimiz azalmıyor, çoğalıyor” dedi. Vallahi rahatladım efenim..
Benim içim rahatladı ama, sizinki de rahatlamalı efenim...
İşte rahatlatıyorum efenim....
Ben aklıselim bir gazeteci olarak, BABA’nın yazılarını fotoğraflarını yıllardır biriktiririm efenim. Onun sözleri içime, yıllar geçse de su serper efenim.. o8Mart1990’da bir gazeteye (Milliyet) bakınız BABA ne demiş efenim. Fotoğrafın alt yazısını okuyalım efenim.(Gel de rahatlama , gel de BABA için ölme efenim.!.)
DEMİREL’e İzmir Sevgisi:
Üç günlük Ege gezisine çıkan DYP Genel Başkanı Demirel, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nde çeşitli sorularu yanıtlarken, “Türk halkı laik cumhuriyetten başka rejim istemez . Laik cumhuriyete yönelen her tehdidin karşısında biz varız..” dedi. Egeli sanayici ve esnafla görüşen Demirel, daha sonra il örgütünün Kültür Park’taki yemeğine katıldı.. Partililerin konfeti yağmurun tutulan Demirelin terli başına yapışan konfetileri koruma görevlileri sildi.
* * *
Efenim,
Bu konfetilerden birini cüzdanımda hâlâ saklarım efenim.
Korkacak bi şey yok efenim, “tehlike ve tehditler karşısında” bizi koruyacak BABA var efenim.
* * *
Efenim, Son olarak ricam; horoz ve develerimizi koruyalım, çoğaltalım.
“Deveye boynun niye eğri, diye sormuşlar; nerem doğru ki?” demiş efenim.
Develer çok akıllıdır efenim...
....... "Hele baklava da getir hanııım !.."
Efenim?!
.................... oOo
sevdakâr çelik

27 Ağustos 2007 Pazartesi

* memleket, memet, hasret..... ve nâzım hikmet.."

”Nasrettin Hoca gibi ağlayan,
Bayburtlu Zihni gibi gülen...”
................... NÂZIM

*MİZAHHABER'de "HABER" olmak...*



SEVDAKAR ÇELİK'İN
İKİ YENİ BLOGU

Mizahhaber'in yayına başladığı Temmuz ayında , güzelim portreleri ve karikatürleriyle bizi destekleyen sevgili Sevdakar Çelik'in sesi epeydir çıkmıyordu, Denizli'den karikatürcü Abdülkadir Uslu'nun yolladığı mailden anladık ki Sevdakar Çelik, bu arada iki yeni blog yapmış, o yüzden ortadan kaybolmuş. Bizim yeni haberimiz oldu doğrusu. Daha önce elimize herhangi bir mail geçmedi. Bu yüzden haber verdiği için Sn.Uslu'ya da teşekkür ediyoruz. Şunu da belirtelim, son zamanlarda toplu yollanan mailler direkt olarak "spam" olarak algılanıp okunmadan çöpü boylar oldu. Anormal derecede gereksiz mail de aldığımız için bazen toplu mailler karambole gidebiliyor. Yani diyeceğimiz, bize özel olarak yolladığınız yazı-çizi ve haberler için toplu olmayan yani özel yazılmış mail yolladığınızda, bunu okuma şansımız daha çok. İnternet giderek müthiş bir çöplüğe dönüştü zira. Sevgili Sevdakar Çelik'in yayına koyduğu iki mizah blogundan birinin adı "Mizah ve Şiir" diğerinin adı ise "Lahmacun Mizah Öykü". Adlarından anlaşıldığı gibi birinde şiir, diğerinde mizah öyküsü öne çıkıyor. Sevgili Çelik'e başarılarının daim olmasını diliyoruz, arada gene bize birşeyler yollayacak zaman bulur umarız. Bu iki blogun adresleri ise şöyle:
http://mizahvesiir.blogspot.com/, http://mizahvesiir-1.blogspot.com/
Gönderen MİZAH HABER zaman: Perşembe, Ağustos 23, 2007
-----------------------oOo-

Değerli Dostlar,
Yukarıdaki haber; 23 Ağustos 2oo7 günü "MİZAHHABER" Blog İnternet Sitesinde yer aldı.
-hani ne derler-
virgülüne dahi dokunulmadan, olduğu gibi aktarıyoruz sizlere.
"MİZAHHABER"in Yönetim Kadrosundaki Sevgili Arkadaşlarımız ve Sevgili Dostlarımıza; huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
"SANAT, inceLİKLE başlar!.." anlayışından hareketle,
arkadaşlarımızın gösterdikleri bu inceliğe karşılık ; teşekkürlerimi bizzat da iletmiş olacağım...
*.*.*
NOT- MİZAHHABER'in "haberi"nde açıkladığı LAHMACUN*mizah öykü*nün LİNK adresi yanlışlığını düzeltmek durumundayız. (Bu link adresi, 12 Ağustos günü dostlara ilettiğimiz metinde -teknik bir probleme dayalı olarak SEHVEN yazılmıştır.)
.... /LAHMACUN *mizah öykü*'ye ERİŞİM ADRESİMİZ ŞÖYLEDİR:
--------
MİZAHHABER'e -teşekkürlerimizi de ekleyerek-
sanal ortamda ilettiğimiz
"ÇİÇEK SEPETİ"miz,
dileriz "banal" kaçmaz..
.......
............... sevdakâr çelik

* iki HAFTAYI geride BIRAKTIK.. * haftalık izlenme raporumuz *



Sevgili Dostlar,
12 Ağustos 2oo7 günü itibariyle internet üzerinden yayına başlayan “MİZAH ve ŞİİR” ile
“L @ H M @ C U N *mizah öykü*” adlı BLOG İnternet Sitelerimiz,
2. haftayı 25 Ağustos 2oo7 Cumartesi günü geride bıraktı.
Bizimle birlikte olan çok sevgili siz dostlarımıza TEŞEKKÜRLER ediyoruz.
“İlk 7 günlük İZLENME RAPORU”nu 19.o8.2oo7 Pazar günü açıklamıştık.
MİZAH ve ŞİİR--> 37o7 izlenme sayısıyla,
L @ H M @ C U N *mizah öykü*-->319 izlenme sayısıyla
ilk haftayı geride bırakmıştı.
**...*Bizi yine incelikle, yine sessizce ve sevgiyle izlediniz...
(Ve dileriz, şimdiye dek;
keyfinizi kaçıracak bir durumla karşılaşmadınız.)
Değerli Dostlar,
Sizi gereksiz ayrıntıya boğmadan, 2. hafta izlenme bilgilerini de
sunalım:
(25Ağustos2oo7,-saat.24:oo.itibariyle)
...... MİZAH ve ŞİİR--> 64o5 izlenme sayısıyla,
...... L @ H M @ C U N *mizah öykü*-->456 izlenme sayısıyla
2. haftayı geride bırakmıştır.

Sevgili Dostlar,
”Gülünmeyen gün, gün değildir.” der Fransızlar
ve
“Gülen insan, güzel insandır”ı da eklerler ardı sıra...
Demek ki;
“GÜN”ü güzelleştirmek,
“DOĞRU..ve dolayısıyla GÜZEL” insan olmak,
pek de güç şey değilmiş...
Gününüz ve yüzünüzün güneşlerle aydınlanmasını diliyorum.
Bir kez daha;
bizimle birlikte olmayı yeğleyen siz sevgili dostlara
teşekkür ediyorum.
...
............ sevdakâr çelik
............. 26/27Ağustos 2oo7

* bir karikatür WEB'e çıksa, gör başına neler gelir... *


Sevgili Dostlar,
"SEVGİYE HASRET" adlı ilk şiir kitabının arkasında yer alan şu dizelerle tanımış oldum Ozan Emrah ÇAYCI 'yı;
"Bir martı gördüm yolda
yorgun ve bitkin düşmüş
ezilmişti kanadı
Bir kanadını kaybettiği gibi
kaybetmemek için diğerini
Çırpınıyordu."
...
2oo3'ün o8 Şubat'ında tanışmak üzere randevulaştığımızda, karşımda nasıl birini göreceğimi tahmin ediyordum aşağı yukarı...
O yıl yaşı daha 14'se bu arkadaşımızın, hangi sözlerle tanıtabilir insan onu?..
Hem genç ve hem de yetenekli üstelik...
Her halde; " FELAKET derecede GENÇ,
.................... FELAKET derecede YETENEKLİ" diyebilirdiniz siz de.
...........
Sevgili Ozan Emrah'tan bir ileti ulaştı dün.
EK'inde de bir karikatür.
Dikkatli izleyicilerimiz;
orijinali yukarda olan karikatürümüzü anımsayacaklardır.
(Birkaç gün önce bu sayfalarda yer almıştı.)
* * *
Karikatürümüzü bu haliyle görünce;
şaşırmadık değil, şaşırdık...
Hatırı sayılır ölçüde değişikliğe uğra(TIL)mış.
Bu değişikliği (belli ki, sevgi katarak)
yapmış, yapan.
Yetenekli birisi olduğu da pek açık... Kutluyorum...
İmzamız silinse de, kendi imzasını atmayacak denli dürüst birisi...
Çalışmamıza, "yüzüne tükürülen HEYKEL muamelesi "yapılmaması da, fena bir durum sayılmaz...
Demek ki, "İnternet Dünyası" da küçükmüş ve "sörf yapma" ustası Ozan Emrah, bu çalışmamızla yüzleşebilmiş. / Yardımları için teşekkürler.. Sağ olsun!..
ANCAK...
Yaptığı işte art niyet aramadığım bu sanat sevdalısı arkadaşın şahsında bir kez daha anımsatma da bulunalım:
BLOG sayfasının hemen altında, rica niteliğinde bir uyarımız var.
*Hiç olmazsa bir kez okuyalım lütfen...
--------
Sözümüzü tatlı bağlamak üzere
diyelim ki;
"Bu sayfada görülen 2 karikatür arasındaki
7 BENZE(me)YEN'i bulunuz.!..
.........
............... sevdakâr çelik


26 Ağustos 2007 Pazar

...

*İnternetten GEÇİNCE...,

...

*.....ve insan *



-----------------------
EŞEK HAMURU VE iNSAN
Çok eski devirlerde küçük bir kavim varmış,
Eker, biçer, çalışır pek rahat yaşarlarmış. .
Kimi yerini sürüp tarlaya tohum eker,
Kimi eşeksırtında evine erzak çeker...
...
Zaman zamanı ezmiş, yıllar yılları aşmış,
Kuraklıktan bu kavim ne yapacağını şaşmış.
Reisleri meclisi toplamış görüşmeye,
Karar kılmışlar artık bu yöreden göç etmeye...
...
Herkes yükünü almış, ne varsa, yorgan döşek,
Yolda yenmiş açlıktan ne at kalmış ne eşek.
Kafilenin içinde bir de semerci varmış,
Eşek semeri yapıp nafaka kazanırmış.
...
Netice, bu kafile varmış güzel bir yere,
Her yerde bereket var, bütün etraf hep dere.
Lakin elde ne eşek ne de at kalmadı ya,
Semerci Tanrı'sına. el kaldırmış duaya.
...
Demiş, "Tanrım ne olur? Biraz eşek yarat ki,
Bu kulun semer yapıp para kazanır belki."
Tanrı meleklerine demiş, "hepiniz buyurun,
Eşek imal etmeye biraz hamur yoğurun..."
...
Bu ilahi emirle toplanıp cümle melek,
İmal edip ovaya salmış yüzlerce eşek.
Sormuşlar: "Bu hamurdan N'olacak arta kalan?"
Buyurmuş Yüce Tanrı: "Ondan da yapın insan..."
...........
............. Muammer BAYKAL
............- -İZMİR

25 Ağustos 2007 Cumartesi

* LAFmaTÖR'ünüz Diyor ki: *


* Semih BALCIOĞLU ustamızdan "FRAK" adlı karikatürünün öyküsü...*







F r a k !
Özal yeni Cumhurbaşkanı olmuştu. Müzehher VÂ-NÛ'nun evinde M. Ali Aybar, karım ve ben yemekteydik. Özal'ın frak giymiş hali hepimize komik gelmişti. Şuna benziyor, buna benziyor derken hep beraber penguen'de karar kıldık. Aybar, dehşetli esprisi olan insandı. Müzehher Hanım'a döndü:
- Bir dosya kağıdı ile kalem var mı? Varsa lütfen getirir misin?Kâğıt kalem gelince, alıp benim önüme koydu:
- Haydi, şunu bir çiz de penguen görelim.
Oturup çizdim... Aybar, çok mutlu oldu. Eskizini alıp eve götürdü, orijinalini çizince ondan da bir fotokopi istedi. Birer tane de Müzehher Hanım'a verdim.
Bu karikatürü Aybar'ın anısına kitaba koyuyorum.
..................semih balcıoğlu
..........................
"ÖNCE ÇİZDİM SONRA YAZDIM"
(YKY-3.Baskı: İstanbul, Kasım 2oo1)

*her karikatürün bir öyküsü vardır*... "PENCEREDEKİ GÜVERCİNLER"in öyküsü...


KELEBEK ol(ma)mak...
Gecenin koyu karanlığındaki bir KELEBEK; helezonlar çizerek uçuyor; sonra, ışığın aydınlığındaki bir pencere camına vuruyor kendini...
Bulunduğu karanlık ortamdan kurtulmak istediği çok belli...
Evin mutfak penceresinden yansıyan ışığa ulaşmak istediği çok belli...
Lakin bir engel var önünde...
Algılayamadığı bir engel... ŞEFFAF bir engel... CAM...
Dakikalar geçiyor... “Işığa ulaşmak” isteminden hiç vazgeçmiyor kelebek... gidip gelip cama çarpması ondan... olmayınca bi tur daha atıyor... Kanatlarının o sürekli pırpırıyla yeniden yöneliyor ışığa... ve tabii ki cam engeline...
Kelebek; ışığın yayıldığı mekânın içindeki “ışık odağı”na ulaşmak çabasından hiç mi hiç vazgeçmiyor...
Ve sonunda...
(Hayır, “SON”u açıklamayayım. Herkes kendince bir SON düşünsün KELEBEK için.)
........................... -oOo-
Kelebeği kendi dünyasında bırakıp, insanın dünyasına geçelim.
Kelebeğin yaptığına benzer şeyleri insanoğlu da yapıyor: ENGELİ AŞMAK eylemini yani...
Soralım kendi kendimize:
*Her engel aşılabilir mi?
*Her engel, gerçekten engel midir?.. Yoksa, bizim aşamadığımız şeyin mi adıdır engel?
*Benim aşamadığım engeli AHMET aşarsa; acaba Ahmet de, bir "ENGEL"i aştığını mı düşünür?
*Engeli aşmak için hangi donanımlara gereksinme vardır?.. AKIL, tüm engelleri aşmaya muktedir midir?
*Engeli, “gözükara”lar mı aşar daha çok?.. Yoksa, matematiksel hesaplar yapıp tüm ihtimalleri hesaplayanlar mı?
. SORULARI daha da çoğaltmak mümkün... Geçelim...

.......... Yeniden, KELEBEĞİ anımsayalım.. Gecenin karanlığından kurtulup ışığa ulaşmak isteyen; ama önündeki CAM engelini aşamasa da niyetinden vazgeçmeyen KELEBEĞİ....
Kelebeğin yaptığına benzeyeni insan da yapıyor. Engel(ler)i aşmak istiyor... Aşıyor ya da aşamıyor...
.......... Engeli aşmak konusunda gösterilen çaba, türlü biçimlerde yorumlanabilir.
“Acaba sizin yorumunuz nedir?” diye sorduktan sonra; aklıma ilk gelen birkaç ihtimali sıralayayım:
........ 1-*Bu vazgeçmemişliği kararlılık olarak değerlendirenler olabilir... ölüm pahasına bir kararlılık... (“Ölümü kutsayanlar” örneğin, böyle mi değerlendirirler dersiniz?)
2-*Bu vazgeçmemişliği; kelebeğin, önündeki engeli aşıp aşamayacağını algılayamaması / bu tür bir yoruma varamaması olarak da değerlendirenler olabilir... (“Hayatı, yorum yaparak yaşayanlar” örneğin, böyle mi değerlendirirler dersiniz?)
3*Aşılması olanaksız engele karşın habire saldırıyor / ve şöyle birdurup “durum değerlendirmesi yapmadan” habire hamle yapıyorsan; en kutsal değer olan bedenini bile bile (hayır, bilmeye bilmeye) ölüme atıyorsun demektir... (“Yaşamayı kutsayanlar” örneğin, böyle mi değerlendirirler dersiniz?)
Bazı hallerde; ...engelleri aşarsak iyi yaşam olanaklarına kavuşacağımızı düşünürüz...
Ve bazı hallerde de; ...
“iyi yaşam olanağına kavuşmak niyetiyle engelleri aşmak isterken” hayatımızdan oluruz..
.... Her neyse!... ...aslolan yaşamaktır kuşkusuz....
............ ***
Işıklı cama çarpa çarpa can veren KELEBEĞE (ya da benzer durumdaki İNSANA)– “zavallı” diyerek acıyanlar,
“aptal” diyerek umursamayanlar,
“kahraman” diyerek alkışlayanlar çıkabilmektedir.
-ACABA?...
Ölümü kutsayanlarca- KAHRAMAN;
Yaşamayı kutsayanlarca- “ZAVALLI bir APTAL” mıdır kelebek?...
............. ***
-VE ACABA SİZCE DE;
Ne yanından bakılırsa bakılsın; “APTAL ZAVALLI” olmamak (mı)dır doğrusu.?..
KELEBEK olmamak (mı)dır. /18 Ekim 2oo2, mnmn


Sevgili Dostlar,
Yukarıdaki metin, yaşadığım bir gözlemin sonucu olarak yazıldı. Gözlediğim bir kelebekti. Tarih, 18 Ekim 2oo2.
***Bir şeyi sadece görmüyoruz. Gördüğümüz şeyler, türlü biçimdeki yorumlarıyla, çağrışımlarıyla yerini alıyor belleğimizde... Üstelik sürekli olarak da dönüşür; ta ki, özbenliğimize uygun bir biçime gelinceye dek...
***Bir marangoz olsaydım, yaptığım iş(ler)e bi şekilde yansıyacaktı kelebek gözlemim...
*Bu tür bir gözlem; RICHARD BACH'ın "MARTI"sı gibi romana da dönüşebilir... bir sinema filmine, heykele.v.b.
***Belleğimi uzun süre meşgul etti bu durum... Yaklaşık 3 yıl sonra (o1 ŞUBAT 2oo5) "karikatür eskiz defteri"me "çizgi"yle NOT düştüm; fırsatını bulur da, orijinal bir çizim yaparım, diye...

***
Aradan biraz daha zaman geçmesi gerekiyormuş, adına "orijinal çizim" diyebileceğimiz son çlışmayı yapmak için...
Yine de "sabırsız"davrandık, diye düşünsek de, o orijinal çizim nihayet gerçekleşti. (o9.o4.2oo5)
***Yandaki çalışmalara bakıldığında, "Eee, biz burada kelebek göremiyoruz.!.." diyeceksiniz. Haklısınız...
***Bana sorsanız, burada o geceki KELEBEĞİ, hatta başka başka şeyleri gördüğümü, rahatlıkla söylerim.
***Az önce; "Bakıp gördüğümüz şeyler, beynimizde türlü formlara girer." demeye çalıştık...
-Gördüğümüz kelebeği "güvercin"e dönüştürmüşüz.
Eh, buna da şükür !...
Ya, "tren"e dönüşseydi?...
.................... sevdakâr çelik
....................... o=0

* Bir Ufak NOT:-
Ülkemizde TELEVİZYON yayıncılığı başladığında; kameraya gözükme, kadrajdan içeri girme isteği had safhadaydı.
Kafa uzatmalar, el sallamalar ve mutlaka 32 diş göstererek gülümsemeler... (Ayıp olmasın diye gülümseme dedik; siz buna "SIRITMA" deseniz isabet olur)
Yeşilçam'ın o eski "siyah beyaz" denilen filmlerinde de bu tür "makaslanmadan" duran film sahnelerine rastlamışsınızdır...
Film; diyelim ki; bir meydan muharebesi sahnesi çekimindedir... Kenardan birisi, ne yapıp ne edip kafasını uzatmıştır kameradan içeri...sırıtmakta ve elindeki domatesi ibret-i âlem için ısırmaktadır bi güzel... ve daha neler...
Bi de şey... Edebiyat dersinde, sanki övünülecek bir halmiş gibi; "Biiiz destan yapmaktaaan, destan yazmayaaa fırsat bulamamış bir ceddin evlatlarıyız." demişti öğretmenimizin birisi...
Eh, hal-i pürmelalimiz ortada...
Destan "yapmayıp" da destan yazsaydık, bugün;
-Avrupa Avrupa duy sesimizi!.. diye teselli naraları atmayacaktık
***"Ufak" deyip de bi türlü "ufaltamadığımız" NOT'umuzu şöyle bağlamak istiyorum:
-A Dostlar!
Bu "site"nin inşaatına(!) başlarken; "kum, çakıl, demir, mala, çekül v.b." malzemelerimizi biriktirmiş olarak başladık. Soğuk demircilerimizin seslerinin yanık ve mutlaka "arabesk şarkı söylüyor olmalarına" da azami özen gösterdik...
Daha yedekte; bir iki "site" çıkaracak malzeme de var... Mazot benzin derseniz, gani...
....... Lakin biz istiyoruz ki, "Birlikten kuvvet doğsun.." ... Şahsımıza ait ve hep "ŞAH"sımızı anlatan "ŞAHsa ÖZel" Haber Ajansı komikliğine düşmemizi beklemeyin bizden..
Kadraja girmek için sürekli kafa uzatan sırıtkanlığın, sevimsiz şey olduğunu da çoktan sindirmişiz içimize..
-Dostlarımızın "DESTAN YAPMAKTAN DESTAN YAZMAYA VAKİTLERİ YOKSA, ONU DA BİLELİM..."
-"Avrupa Avrupa, duy sesimizi!" diye bağrılacaksa, ne duruyorsunuz beni de çağırın; takkemi flamamı alıp katılayım aranıza...
...... -"Ne münasebet?" deniyorsa;
şu münasebet:
1-
Bir çocuğa isim koymaktan daha mı zor, bir karikatürün öyküsünü yazmak?..
-Benden söylemesi: Bu tren kaçarsa, bu kondoktör durmaz.
2- HEYKEL yapmaktan daha ucuzdur PORTRE yapmak... Raşit YAKALI Portre Karikatürleri çağrısında bulunmuştuk... (Eh, sizin için de bu tür bir kıyak yaparız.../ Sıranızı savmanız koşuluyla tabii... )

24 Ağustos 2007 Cuma

ÇİZinceLİKLE.........Raşit YAKALI

...

"RAŞİT YAKALI PORTRE KARİKATÜRLERİ"ne Vahit AKÇA katkısı...


Sevgili dost Sevdakâr,
Emek verilerek anlatılmaya çalışılan, her üretimin bir değeri oluyor..
Kaynağından çıkan, özgürlüğüne kavuşturulan her üretim, paylaşıma ve iletişime de katkısı olduğundan, bir anlamda herkesin oluyor..
Çizim tamamlandığında ve sunuma hazır hale geldiğinde izleyicisi ile buluşur. Ama bizi, o çizgiyi oluşturmaya iten nedenler, çizerken duyumsadıklarımız, çizgiyle aramızda geliştirdiğimiz dil sadece bize özgüdür. Onu yaratırken aldığımız keyfi ya da çektiğimiz ızdırabı bir biz bilsek de, bu çizimimize yansır. Orada, bazen bir öfkeyi ya da sevgiyi, bazen bir düşünceyi, bir eleştiriyi, bazen içtenliği görürüz...
Bunun yanısıra her çizgide, salt, anlatmak istediği bir dert aranmasa bile, izleyicide bir yorum, beğeni ya da eleştiri oluşturacak teknik ve tarz ile de değerlendirilebilmesi olası..
Hangi amaçla çizilmiş olursa olsun, farklı kaynaklar tarafından üretilmiş her eserin, kuskusuz ayrı bir havası, tarzı, ayrı bir keyfi, tadı, kendine has özellikleri vs. olduğuna göre, söylediği bir ‘laf’ı olduğunu da ifade etmek yanlış olmaz sanırım..
'emrivaki'n için bir yorum yapamasam da, ‘çağrı’na karşı koyamıyorum..
Donkişot’ta beğeni ile izlediğim Erhan Tığlı hocamızı,
Mizah ve Şiir sayfalarında da görmek ne güzel..
Başka çizgilerde buluşmak üzere..
Selam ve sevgilerimle.
Vahit
23.Ağu.2007 10:55
....................... MİZAH VE ŞİİR'den:
Söz -ve hele- iyi söylenmiş bir söz her zaman işe yarar.
Sözün "kayda" girmesi ise daha fazla işe yarar.
Arkadaşımız Vahit AKÇA'nın, çizimlerine ek olarak
-handiyse geleneğe dönüştürdüğü-
yazma yoluyla düşünce açıklamasını önemsiyoruz.
Çünkü yararlı buluyoruz.
Beynine, ellerine sağlık...
*
Bu arada dostlara yeniden seslenelim:
"RAŞİT YAKALI PORTE KARİKATÜRLERİ" ne siz de bir katkı koymak istemez misiniz?
................. sevdakâr çelik

Bilgin Bebiş'ten özlü sözler







MERHABA!..
BEN BEBİŞ... BİLGİN BEBİŞ...
BEN SİZLERİ ÖZLEDİM.
BELKİ SİZ DE BENİ ÖZLEMİŞSİNİZDİR DİYE DÜŞÜNÜP, SADİ DEDE'MİN DEFTERİNDEN DERLEDİĞİM
ÖZLÜ SÖZLER GETİRDİM SİZE...
BELLİ Mİ OLUR, BELKİ BİRİLERİNİN İŞİNE YARAR...
=>Amacı olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez./ Montaigne
=>“Üzülmene sevindim!” /Sadri Alışık (“Alo” adlı şiirinden... )
=>ESPRİSİZ ciddiyet, yumurtayı tuzsuz pişirmek gibidir. /Çetin ALTAN

=>Yaşamda, mutlaka gülünecek bir yan bulunur. /Roger AİLES
=>Her şey mümkün olduğunca sade olmalı, ama basit değil.../Einstein
=>Evli bir şairden daha komik bir şey düşünemiyorum./Saim TAŞDEMİR

=Gençken yaşamı erteledim, şimdi ise yaşlanmayı…/Viking
=>Seversem öldürürler,
.... Sevmezsem öldüm… /Karacaoğlan
.......... OoO
HOŞÇA KALIN.!..
DOSTÇA KALIN.!..
BİZE BİR MEKTUP VAR->** Abdülkadir USLU'nun 5.Kişisel Karikatür Sergisi Denizli BEKİLLİ'de...*
1.MEKTUP:
Karikatürist Abdülkadir USLU'dan
MİZAH VE ŞİİR'e tebrik...
Mizah sevdalısı can dost SEVDAKÂR ÇELİK,
Tebrik ediyor, mizah dünyasına yaptığın katkıdan dolayı takdir ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Kolay gelsin.
Abdülkadir Uslu (AKU)
23.Ağu.2007 10:55
................... 2. MEKTUP:
Karikatürist Arkadaşımız Abdülkadir USLU'nun
5.Kişisel Karikatür Sergisine DAVETi...
Bekilli Şarap ve üzüm festivali bünyesinde 31 ağustosta Denizli Bekilli Belediye Kültür
Merkezi Salonunda açılacak 5. kişisel karikatür sergimi onurlandırmanızı dilerim.
Saygılarımla.
Abdülkadir Uslu
23.Ağu.2007 15:27
------------------------------
Sevgili Abdülkadir Arkadaşım,
...... Yüreğindeki sevgiyi yükleyerek yazıp ilettiğin "tebrik mesajı"n için, bilmukabele TEŞEKKÜR ederim.
Genelde MİZAH, özelde KARİKATÜR adına; yapıcı, kalıcı ve uzun süre hafızalardan silinmeyecek etkinlikler düzenleyen dostlarımdan birisi olarak; 5. kişisel karikatür serginden ötürü, şimdiden KUTLUYORUM.
Serginin BAŞARILI ve VERİMLİ geçmesini diliyorum.
...... *Konukların arasında Hakkı USLU arkadaşımızın da olabileceği ihtimalinden hareketle; kendisine, sevgi ve selamlarımı iletmeni diliyorum.
NOT-
Gönderdiğin DAVETİYE görsellerini, orijinal boyutuyla BLOG'a koyduk. Ancak, flu görünümü, okunmasına
-galiba- engel oluşturacak.
Yapacak bir şey yok, üzülmekten gayrı.
***
Konu "SERGİ"den açılmışken; sana ve tüm karikatürcü dostlara bir öneride bulunalım:
Sergi duyurularına ek olarak, bilahare "SERGİ İZLENİMLERİ" ni de rapor etme alışkanlığı geliştirelim..
....... Sergi süresince gözlemlenen önemli durumlar, SERGİ DEFERİ'ne yazılan yorum örnekleri, fotoğraflar (...) sergiyi izleme olanağı bulamayanlarla paylaşılırsa, sanki fena olmayacak..
Selam ve sevgilerimle...
............... sevdakâr çelik